<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GÜL HUKUK BÜROSU</title>
	<atom:link href="https://www.gulhukuk.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gulhukuk.net</link>
	<description>Av. Gizem GÜL</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Jan 2019 09:13:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.gulhukuk.net/wp-content/uploads/2018/02/cropped-LOGO....-32x32.jpg</url>
	<title>GÜL HUKUK BÜROSU</title>
	<link>https://www.gulhukuk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yayınlar &#8211; Otoparka teslim edilen aracın çalınması</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/yayinlar-otoparka-teslim-edilen-aracin-calinmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2019 08:01:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[çalınma]]></category>
		<category><![CDATA[Otopark]]></category>
		<category><![CDATA[Otoparka teslim edilen aracın çalınması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulhukuk.net/?p=1398</guid>

					<description><![CDATA[Otoparka teslim edilen aracın çalınması T.C.YARGITAYHUKUK GENEL KURULUE. 2017/17-3076K. 2018/498T. 21.3.2018 *&#160;KASKO SİGORTA SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN RÜCUEN TAZMİNAT İSTEMİ&#160;( Sigortalı Araç Malikinin Aracın Güvenli Bir Yere Park Edileceği ve Anahtarlarının da Güvenli Bir Şekilde Muhafaza Edileceği İnancıyla Aracını Emin Sıfatı ile Davalı Otopark Görevlisine Teslim Ettiğinin Kabulü Gerektiği &#8211; Aracın Teslimi Takiben 45 Dakika Sonra Çalınması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Otoparka teslim edilen aracın çalınması</em></strong></p>



<p>T.C.<br><a href="https://www.yargitay.gov.tr/">YARGITAY</a><br>HUKUK GENEL KURULU<br>E. 2017/17-3076<br>K. 2018/498<br>T. 21.3.2018</p>



<p><strong>*&nbsp;KASKO SİGORTA SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN RÜCUEN
TAZMİNAT İSTEMİ</strong>&nbsp;( Sigortalı Araç Malikinin Aracın Güvenli Bir
Yere Park Edileceği ve Anahtarlarının da Güvenli Bir Şekilde Muhafaza Edileceği
İnancıyla Aracını Emin Sıfatı ile Davalı Otopark Görevlisine Teslim Ettiğinin
Kabulü Gerektiği &#8211; Aracın Teslimi Takiben 45 Dakika Sonra Çalınması Sebebiyle
Araç Malikinin Aracın Çalındığı Andaki Konumunu Bilmesinin Kendisinden
Beklenemeyeceğinden Poliçedeki Özel Şartın İhlal Edilmediği )</p>



<p><strong>*&nbsp;OTOPARKA TESLİM EDİLEN ARACIN ÇALINMASI</strong>&nbsp;(
Sigortalı Araç Malikinin Aracın Güvenli Bir Yere Park Edileceği ve
Anahtarlarının da Güvenli Bir Şekilde Muhafaza Edileceği İnancıyla Aracını Emin
Sıfatı ile Davalı Otopark Görevlisine Teslim Ettiğinin Kabulü Gerektiği &#8211;
Aracın Teslimi Takiben 45 Dakika Sonra Çalınması Sebebiyle Araç Malikinin
Aracın Çalındığı Andaki Konumunu Bilmesinin Kendisinden Beklenemeyeceğinden
Poliçedeki Özel Şartın İhlal Edilmediği/Davalıların Halefiyet Dahilinde
Zarardan Sorumlu Olduğu )</p>



<p><strong>*&nbsp;ZARARDAN SORUMLULUK</strong>&nbsp;(
Aracın Anahtarları Üzerinde 45 Dakika Süre ile Bekletilmesi Hayatın Olağan
Akışına Aykırı Olduğu/Araç İşleteninin Aracın Yeterli Muhafazası Sağlanmadan 45
Dakika Boyunca Anahtarları Üzerinde Her An Çalınabilecek Şekilde Bırakılmasına
Rıza Gösterdiğinin Kabulünün Mümkün Olmadığı &#8211; Tarafların Arasındaki
Sözleşmesel Sorumluluklar ve Halefiyete Dair Düzenlemeler Gereğince Davalıların
Meydana Gelen Zarardan Sorumlu Olduğu/Özel Daire Bozma Kararına Uyularak
Direnme Kararının Bozulması Gerektiği )</p>



<p>6762/m 1278</p>



<p>818/m. 463, 464</p>



<p><strong>ÖZET :</strong>&nbsp;Dava,&nbsp;<strong>kasko
sigorta sözleşmesi</strong>nden kaynaklanan rücuen tazminat talebine ilişkindir.
Davada, dosya kapsamındaki belgelerden otopark alanının işletmenin hâkimiyet
alanı içinde olduğu belirlenmiştir. Bu durumda, aracın park edilmek üzere
görevliye tesliminden sonra otopark görevlisinin aracı uygun şekilde park edip,
vedia akdinin de gerektirdiği şekilde özen gösterip aracı kilitlemek ve hatta
kapıların kilitli olduğunu kontrolünü müteakip anahtarın kendisi dışında başka
bir kişi ya da kişilerin ulaşamayacağı bir yerde muhafazasını sağladıktan sonra
diğer müşterilerin araçları ile ilgilenmesi gerekir.</p>



<p>Sigortalı araç maliki de, aracın güvenli bir yere park
edileceği ve anahtarlarının da güvenli bir şekilde muhafaza edileceği inancıyla
aracını emin sıfatı ile davalı otopark görevlisine teslim ettiğinin kabulü
gerekmekte olup, aracın teslimi takiben 45 dakika sonra çalınması sebebiyle
araç malikinin aracın çalındığı andaki konumunu bilmesi kendisinden beklenemez.
Anahtarları üzerinde 45 dakika süre ile aracın bekletilmesi hayatın olağan
akışına aykırıdır. Yani, araç teslim edildiğinde poliçedeki özel şart ihlâl
edilmemiştir. Bu özel şartı ihlal etmeyeceği düşüncesi ile hareket edilerek
taraflar arasında vedia akdi kurulmuştur. Araç işleteninin aracın yeterli
muhafazası sağlanmadan 45 dakika boyunca anahtarları üzerinde, her an
çalınabilecek şekilde bırakılmasına rıza gösterdiğinin kabulü mümkün değildir.
Taraflar arasındaki sözleşmesel sorumluluklar ve halefiyete dair düzenlemeler
gereğince davalılar meydana gelen zarardan sorumludurlar. Bu sebeple de
mahkemece zarar kapsamı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak
gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>



<p><strong>DAVA :&nbsp;</strong>Taraflar arasındaki
“itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 20.
Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.09.2011 gün ve
2008/61 E., 2011/320 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle,
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 11.06.2012 gün ve 2012/3749 E., 2012/7627 K.
sayılı kararı ile,</p>



<p>(…Davacı vekili, tüm araç sigortası ile sigortalı
aracın davalıların işlettikleri otoparkta çalınması nedeni ile araç malikine
ödenen tazminatın tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptaline karar
verilmesini istemiştir.</p>



<p>Davalılar vekili, müvekkilinin işlettiği işyerinin
otopark hizmeti olmadığını ancak arabası ile gelen müşterilerine park yeri
gösterdiklerini, davacıya sigortalı araç sürücünün aracı kendilerine teslim
etmediğini, aracın anahtarını üzerinde bırakan sürücünün kusurlu olduğunu,
sigorta bedeli 64.000 TL olan araç için 74.000 TL olarak yapılan lütuf
ödemesinden sorumluluğun kendilerine yüklenemeyeceğini belirterek davanın
reddini savunmuştur.</p>



<p>Diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.</p>



<p>Mahkemece, sigortalı araç sahibinin aracı kendi rızası
ile otopark görevlisi davalıya teslimi ile taraflar arasında vedia sözleşmesi
kurulmuş olsa da, aracın çalındığı anda otopark görevlisi davalı &#8230;&#8217;ün fiili
sorumluluğu altında olduğundan adı geçen davalı, dava dışı sigortalının &#8220;sigortalının
fiillerinden sorumlu bulunduğu kişiler&#8221; konumunda olduğu gerekçesi ile
davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz
edilmiştir.</p>



<p>Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen
tazminat talebine ilişkindir.</p>



<p>Dosya kapsamına göre davalının işlettiği lokantaya
müşteri olarak gelen dava dışı sigortalının aracı, lokantanın otopark
görevlisinin yedine terk edildikten sonra otoparktan çalındığı, dolayısı ile
vedia sözleşmesinin kurulduğu hususunda ihtilaf yoktur. Sorun araç yedine terk
edilen otopark görevlisinin hangi tarafın &#8220;fiillerinden sorumlu bulunduğu
kişi&#8221; konumunda olduğunun tespitindedir.</p>



<p>Vedia, bir akittir ki onunla tevdi edilen şeyi alan,
müdi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde korumayı deruhte
eder. Saklayan, mudinin talebi üzerine, saklananı geri vermekle yükümlüdür.
(B.K.m.463 vd.) Umumi ahırları ve garajları idare edenler içerilerine konulan
veya getirilen veya kendileri veya müstahdemleri tarafından kabul olunan
otomobil, hayvanat ve araba ve koşum ve sair teferruatının ziya ve hasarından
ve çalınmasından zararın müdi veya onu ziyaret veya ona refakat eden veya onun
hizmetinde bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden veya
tevdi olunan eşyanın mahiyetinden neşet ettiğini ispat etmedikçe, mes&#8217;ul olur.
Şu kadar ki kabul edilen otomobil ve hayvanlar ve arabalar ve onların
teferruatı hakkındaki mes&#8217;uliyet, garaj ve ahır sahibine veya müstahdemlerine
bir kusur isnat olunamazsa, beher müdi için yüz lirayı tecavüz edemez. (BK.m.481)
Mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan
faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin
kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir. (Ticaret Kanunu m.1278)</p>



<p>Somut olayda; davalının işlettiği lokantaya gece
saatlerinde gelen sigortalı araç maliki, aracı, lokantanın müşterilerine
&#8220;ait araçları otoparkına yerleştirme görevli davalının yedine terk edip
yemek yenilen alana girmiş, anahtarı üzerinde olan araç otopark görevlisinin
bir başka müşteriye ait araçla ilgilenir iken 45 dakika kadar sonra kimliği
meçhul kişilerce çalınmıştır. Olayı takiben kolluk görevlilerine ifade veren
davalı otopark görevlisi aracın kendilerine tesliminden 45 dakika kadar sonra
otoparktan çalındığını ifade etmiştir. Keza işletmenin idaresinden sorumlu
davalı da aracın otoparktan çalındığını ifade etmiştir.</p>



<p>Yukarıda yazılı kanun hükümleri gereğince; teslim alan
aynı zamanda aracın başkaları tarafından götürülmemesi veya çalınmaması için
her türlü tedbiri almak zorundadır. Araç yedine terk edilen otopark görevlisi
davalı işletme sahibinin çalışanıdır. Çalışanın, eylemi ile zarar gören vedia
sözleşmesinin diğer tarafıdır. Buna göre işletme sahibi işveren, meydana gelen
zarardan mesuldür. Hal böyle iken davalıların sorumlu oldukları zarar kapsamı
araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi yerine, somut oluşa uygun düşmeyen
gerekçeyle hüküm tesisi doğru olmamıştır…)</p>



<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,
yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>



<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının
süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra
gereği görüşüldü:</p>



<p><strong>KARAR :</strong>&nbsp;Dava, motorlu
kara taşıtları süper oto sigorta poliçesinden kaynaklı ödenen bedelin rücuen
tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine
yöneliktir.</p>



<p>Davacı vekili tüm araç sigorta sözleşmesi ile
sigortalı olan aracın davalının işletmecisi, &#8230;&#8217;ün idari sorumlusu, &#8230;&#8217; ün
ise otopark görevlisi olduğu lokantaya ait otoparktan çalınması nedeni ile araç
malikine ödenen tazminatın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan
itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.</p>



<p>Davalılar vekili, işyerinin otopark hizmeti olmadığını
ancak arabası ile gelen müşterilerine park yeri gösterdiklerini, davacıya
sigortalı olan araç sürücüsünün aracı kendilerine teslim etmediğini,
anahtarları üzerinde bırakan araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, sigorta bedeli
64.000,00 TL olan araç için 74.000,00 TL olarak yapılan lütuf ödemesinin
sorumluluğunun kendilerine yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddini
savunmuştur.</p>



<p>Hukuk Genel Kurulunca yapılan incelemede davalıya
yapılan tebligatların usulüne uygun olmadığı görüldüğünden, dava dilekçesi, ilk
karar, bozma kararı, direnme kararı, direnme kararını temyiz dilekçelerinin
usulüne uygun olarak davalıya tebliği sağlanmasına rağmen, davalı bir dilekçe
sunmamıştır.</p>



<p>Yerel mahkemece aracın çalındığı anda otopark
görevlisi davalının fiili sorumluluğu altında olduğundan adı geçen davalının,
dava dışı sigortalının fiilinden sorumlu bulunduğu kişi konumunda olduğu
gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>



<p>Davacı vekilinin temyizi üzerine verilen karar, Özel
Dairece yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.</p>



<p>Mahkemece sigorta ettirenin oluru ile araç davalılara
bırakıldığından davalıları üçüncü kişi olarak kabul etmek olanağı bulunmadığı
gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.</p>



<p>Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.</p>



<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen
uyuşmazlık: davacı şirketinin sigortalı aracın çalınması nedeni ile dava dışı
sigortalısına ödediği tazminatın olaya konu restoranın idari sorumlusu,
işletmecisi ve çalışanından rücuen tahsili isteminde bulunup bulunamayacağı ve
somut olay bakımından otopark görevlisinin “sigortalının fiilinden sorumlu
olduğu kişiler” arasında kabul edilip edilemeyeceği noktalarında
toplanmaktadır.</p>



<p>Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davaya dair yasal
düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.</p>



<p>818 Sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 463. maddesinde vedia
sözleşmesi açıklanırken, 464. maddesinde mudi&#8217;nin, ida sebebiyle husule gelen
zararlardan kendi kusuru olmaksızın vukua geldiğini ispat etmedikçe, tazmin ile
mükellef olduğu belirtilmiştir. Aynı Kanun&#8217;un 481. maddesinde umumi ahır idare
edenlerin sorumluluğu düzenlenmiş, umumi ahırları ve garajları idare edenlerin
içlerine konulan veya getirilen veya kendileri veya müstahdemleri tarafından
kabul olunan araba ve sair teferruatın ziya, hasar ve çalınmasından doğan
zararın mudi veya hizmetinde bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir
sebeplerden veya tevdi olunan eşyanın mahiyetinden neşet ettiğini ispat
etmedikçe mesul olacağı belirtilmiştir. İstihdam edenin sorumluluğunun
düzenlendiği 55. maddede ise başkalarını istihdam eden kimsenin, maiyetinde
istihdam ettiği kişilerin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları
zarardan, zararın oluşmaması için hâl ve maslahatın icap ettiği bütün dikkat ve
itinada bulunduğunu yahut bulunsa dahi zararın oluşuna mani olunamayacağını
ispat etmedikçe sorumlu olacağını açıklamıştır.</p>



<p>Yine sigorta ettirenle sigortadan faydalanan kimsenin
kusuruna dair olarak 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 1278. maddesi aynen
“Mukavelede aksine hüküm olmadıkça sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan
faydalanan kimsenin yahut fiillerinden hukuken mesul bulundukları kimselerin
kusurlarından doğan hasarları tazmin ile mükelleftir. Fakat hiçbir hâlde
sigortacı sigorta ettiren veya sigortadan faydalanan kimsenin kasdından veya
aksi mukavelede yazılı değilse sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarları
tazmine mecbur olmaz.” şeklinde düzenleme getirirken, halefiyeti açıklayan
1301. madde de “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta
ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı
üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde
sigortacıya intikal eder. Sigorta ettiren kimse, 1. fıkra gereğince sigortacıya
intikal eden haklarını ihlal edecek bir hal ve harekette bulunursa sigortacıya
karşı mesul olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmiş ise sigorta ettiren
kimse kalan kısmından dolayı üçüncü şahıslara karşı haiz olduğu müracaat
hakkını muhafaza eder.” amir hükmüne yer vermiştir.</p>



<p>Öte yandan Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel
Şartları&#8217;nın A.5.-6 maddesine göre, taşıta, sigortalı veya fiillerinden sorumlu
bulunduğu kimseler veya birlikte yaşadığı kişiler tarafından kasten verilen
zararlar ile sigortalının fiillerinden sorumlu olduğu kimseler veya birlikte
yaşadığı kişiler tarafından sigortalı taşıtın kaçırılması veya çalınması
sebebiyle meydana gelen zararlar teminat dışında kalmaktadır.Taraflar arasında
bu durumun aksine sözleşme düzenlenmemiş olup, araç çalınması klozunda aynen
“Aracın çalışır bir vaziyette olduğu veya durduğu sırada anahtarının üzerinde
bırakılması sebebiyle aracın çalınması, duruma göre sigorta ettiren veya sigortadan
faydalanan kimsenin veya fiilden hukuken sorumlu bulundukları kimselerin kusuru
olarak kabul edilir ve sigortacı bundan kaynaklanan hasar ve zararları tazmin
ile yükümlü değildir. ” denilmiştir.</p>



<p>Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde,
davalının işlettiği lokantaya gece saatlerinde gelen sigortalı araç maliki,
aracı, lokantanın hâkimiyet alanı içinde olan otoparka yerleştirmek üzere
otopark görevlisi davalıya teslim ettikten sonra yemek yenilen alana girmiş,
anahtarı üzerinde olan araç, otopark görevlisinin bir başka müşteriye ait
araçla ilgilenir iken 45 dakika kadar sonra kimliği meçhul kişilerce
çalınmıştır. Davalılar kolluk aşamasında verdiği ifadelerde aracın müşteri
girdikten 45 dakika kadar sonra çalındığını ifade etmiştir. Bu durumda,
taraflar arasında vedia akdinin kurulduğu ve &#8230;&#8217; ün davalı işletme sahibinin
çalışanı olduğu hususu ihtilafsızdır.</p>



<p>Davalıların, Borçlar Kanunu hükümleri gereğince teslim
alınan aracın başkaları tarafından götürülmemesi veya çalınmaması için her türlü
tedbiri alma yükümlülüğü vardır. Otopark görevlisi dışındaki davalılar da BK.
55. madde hükmü uyarınca istihdam eden konumundadır. Dosya kapsamındaki
belgelerden otopark alanının işletmenin hâkimiyet alanı içinde olduğu
belirlenmiştir. Bu durumda, aracın park edilmek üzere görevliye tesliminden
sonra otopark görevlisinin aracı uygun şekilde park edip, vedia akdinin de
gerektirdiği şekilde özen gösterip aracı kilitlemek ve hatta kapıların kilitli
olduğunu kontrolünü müteakip anahtarın kendisi dışında başka bir kişi ya da
kişilerin ulaşamayacağı bir yerde muhafazasını sağladıktan sonra diğer
müşterilerin araçları ile ilgilenmesi gerekir. Nitekim sigortalı araç maliki de
bu saik ile hareket ederek, aracın güvenli bir yere park edileceği ve
anahtarlarının da güvenli bir şekilde muhafaza edileceği inancıyla aracını emin
sıfatı ile davalı otopark görevlisine teslim ettiğinin kabulü gerekmekte olup,
aracın teslimi takiben 45 dakika sonra çalınması sebebiyle araç malikinin
aracın çalındığı andaki konumunu bilmesi kendisinden beklenemez. Anahtarları
üzerinde 45 dakika süre ile aracın bekletilmesi hayatın olağan akışına
aykırıdır. Eş anlatımla, araç teslim edildiğinde poliçedeki özel şart ihlâl
edilmemiştir. Bu özel şartı ihlal etmeyeceği düşüncesi ile hareket edilerek
taraflar arasında vedia akdi kurulmuştur. Araç işleteninin aracın yeterli
muhafazası sağlanmadan 45 dakika boyunca anahtarları üzerinde, her an
çalınabilecek şekilde bırakılmasına rıza gösterdiğinin kabulü mümkün değildir.
Taraflar arasındaki bu sözleşmesel sorumluluklar ve halefiyete dair
düzenlemeler gereğince davalılar meydana gelen zarardan sorumludurlar. Bu
sebeple de mahkemece zarar kapsamı araştırılıp sonucuna göre bir karar
verilmedir.</p>



<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında,
uyuşmazlığın sigorta ettiren ile sigortadan faydalanan kimselerin kusurunu
düzenleyen kanun maddeleri, sigortalının sorumluluğuna dair yasal düzenlemeler
ve sigorta sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dava dışı
sigortalı ile sigorta şirketi arasında yapılan sözleşmede 6762 Sayılı Türk
Ticaret Kanunu&#8217; nun 1278. Madde dışında bir düzenleme getirilmediği, bu hükmün
1301. maddede düzenlenen halefiyet ilkesine istisna getirdiği, aracın
sigortalının rızası ile otopark görevlisine bırakıldığından ve araç anahtarları
üzerinde iken kimliği meçhul kişilerce çalındığından, otopark görevlisinin,
sigortalının fiilinden sorumlu üçüncü kişi olarak değerlendirilmesi ve zarar
poliçe teminatı kapsamı dışında olduğundan yerel mahkeme kararının onanması
gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu
tarafından benimsenmemiştir.</p>



<p>O hâlde tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına,
dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere
göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak
gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>



<p>Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.</p>



<p><strong>SONUÇ :</strong>&nbsp;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.03.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.</p>



<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>



<p><a href="https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-avukat-gizem-gul-iletisim/">Gül Hukuk Bürosu</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avukatlık asgari ücret tarifesi &#8211; 2019</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/avukatlik-asgari-ucret-tarifesi-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 10:46:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[asgari ücret tarifesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulhukuk.net/?p=1389</guid>

					<description><![CDATA[Değerli ziyaretçimiz; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve CMK tarifesi yayımlanmıştır. Saygılarımızla. Gül Hukuk Bürosu Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi : http://tbb.av.tr/57 CMK Tarifesi: http://tbb.av.tr/58 Arabuluculuk Tarifesi: http://tbb.av.tr/59 Uzlaştırmacılık Tarifesi: http://tbb.av.tr/60 Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli ziyaretçimiz;</p>
<p>Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve CMK tarifesi yayımlanmıştır.</p>
<p>Saygılarımızla.</p>
<p><a href="https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-hakkimizda/">Gül Hukuk Bürosu</a></p>
<p>Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi : <a href="http://tbb.av.tr/57">http://tbb.av.tr/57</a></p>
<p>CMK Tarifesi: <a href="http://tbb.av.tr/58">http://tbb.av.tr/58</a></p>
<p>Arabuluculuk Tarifesi: <a href="http://tbb.av.tr/59">http://tbb.av.tr/59</a></p>
<p>Uzlaştırmacılık Tarifesi: <a href="http://tbb.av.tr/60">http://tbb.av.tr/60</a></p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar &#8211; 12 Bankanın uyguladığı kartel faiz</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/yayinlar-12-bankanin-uyguladigi-kartel-faiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 13:25:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulhukuk.net/?p=1375</guid>

					<description><![CDATA[T.C. İSTANBUL 12.TÜKETİCİ MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO                                                              : 2016/152 Esas KARAR NO                                                         : 2017/172 HAKİM                                                                 : Fethi Yavuz UYSAL 37089 KATİP                                                                   : Adem Yavuz DUMAN 170116 DAVACI                                                                : VEKİLİ                                                                : DAVALI                                                                : TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T.A.O -6233294113736392Levent Mah.Hacı Adil Yolu Çayır Çimen Sok.No:2 1.Levent Beşiktaş/ İSTANBUL VEKİLİ                                                                : Av. SÜLEYMAN ÖZKAN – Halaskargazi Cad. No:187K:4 – 5 Şişli İstanbul Şişli/ İSTANBUL DAVA                                                                    : Tüketiciyi Koruma Kanunundan Kaynaklanan (Hizmetin Ayıplı Olmasından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>T.C.</p>
<p>İSTANBUL 12.<span style="font-size: calc(0.73em + (0.1045 * ((100vw - 20em) / 40)));">TÜKETİCİ MAHKEMESİ</span></p>
<p>GEREKÇELİ KARAR</p>
<p>ESAS NO                                                              : 2016/152 Esas</p>
<p>KARAR NO                                                         : 2017/172</p>
<p>HAKİM                                                                 : Fethi Yavuz UYSAL 37089</p>
<p>KATİP                                                                   : Adem Yavuz DUMAN 170116</p>
<p>DAVACI                                                                :</p>
<p>VEKİLİ                                                                :</p>
<p>DAVALI                                                                : TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T.A.O -6233294113736392Levent Mah.Hacı Adil Yolu Çayır Çimen Sok.No:2 1.Levent Beşiktaş/ İSTANBUL</p>
<p>VEKİLİ                                                                : Av. SÜLEYMAN ÖZKAN – Halaskargazi Cad. No:187K:4 – 5 Şişli İstanbul Şişli/ İSTANBUL</p>
<p>DAVA                                                                    : Tüketiciyi Koruma Kanunundan Kaynaklanan (Hizmetin Ayıplı Olmasından Kaynaklanan)</p>
<p>DAVA TARİHİ                                                     : 04/11/2016</p>
<p>KARAR TARİHİ                                                : 09/05/2017</p>
<p>Mahkememizde görülmekte bulunan Tüketicinin Açtığı Tüketici Kredisinden Kaynaklanan alacak ve tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,</p>
<p><u>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:</u></p>
<p><u>DAVA:</u></p>
<p>Davacı vekili 08/11/2016 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankanın Cihangir şubesinden 11/03/2011 tarihinde 75.000,00 TL tutarında 60 ay vadeli konut kredisi kullandığını, davalı bankanın da aralarında bulunduğu Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın 21/08/2007-22/09/2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı rekabetin korunması hakkındaki kanunun 4.maddesini ihlal ettiklerini bu ihlal sebebiyle müvekkilinin davalı bankaya fazla ödeme yaptığını, bu nedenle zarara uğradığını, bu zararın tespitini ve ayrıca tespit olunan zararın 3 katını tazminat olarak talep ettiklerini belirterek kredi kullanım tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>
<p><u>DAVAYA CEVAP:</u></p>
<p>Davalı vekili 09/01/2017 tarihli cevap dilekçesinde mahkememizin görevli olmadığını, dava konusu olayın ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğunu, davanın 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, bu yönden itirazlarının olduğunu, Rekabet Kurulu tarafından verilen karar hakkında müvekkili olan banka tarafından idari yargıda iptal davası açıldığını, açılan bu davanın Ankara 2. İdari Mahkemesi tarafından 05/12/2014 tarih ve 2014/137 Esas, 2014/139 Karar sayılı kararı ile reddedildiğini, bu kararın temyiz edildiğini, Danıştay 13. Daire Başkanlığının 2015/2974 Esas ve 2015/4612 Karar sayılı ilamı ile temyiz talebinin de reddedildiğini, müvekkili bankanın bu karar yönünden karar düzeltme talebinde bulunduğunu, bu itibarla kararın kesinleşmesi gerektiğini belirterek bu hususun bekletici mesele yapılmasını usuli itirazlar olarak ileri sürmüştür.</p>
<p>Davalı vekili esasa ilişkin olarak da davacının Rekabet Kurulu kararını bu karar 21/11/2011 tarihinde duyurulduğundan bu tarih itibariyle öğrendiğini, açılan davada tazminatın koşullarının oluşmadığını, söz konusu tazminatın hukuka aykırı fiil sebebiyle oluşmuş sayılabileceğini, bu itibarla zarar, hukuka aykırı fiil, illiyet bağı ve kusur yönünden tazminat şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, ayrıca delil listesinde sunduğu delillerin toplanmasını istemiştir.</p>
<p><u>DELİLLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ:</u></p>
<p>Dava dilekçesinde bildirilen banka kayıtları ile Rekabet Kurulunun karar örneği dosyaya alınmıştır. (Rekabet Kurulu kararı mahkememizde gösterilmekte olan birden fazla dosya için CD içerisinde orijinal hali ile getirtilmiş ve incelenmiş, mahkememiz kasasına alınmıştır.) Davalı vekili cevap dilekçesinde her ne kadar esasa ilişkin olarak delil ve beyan sunma hakkını saklı tuttuğunu ileri sürmüş ise de, mahkememizde HMK 316-322maddeleri uyarınca basit yargılama usulu uygulanmaktadır. Tensip zaptında da bu husus belirtilmiş olup, taraflara bütün delillerini ibraz edilmesi hususunda ihtarat yapılmıştır. Davacı ve davalı vekillerinin delilleri ve itirazları, itirazlarının mahiyetine göre usuli ve esasa ilişkin olarak aşağıda incelenmiştir.</p>
<p>DAVANIN USUL HÜKÜMLERİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:</p>
<p>Rekabet Kurulu Kararının Dava Şartı Olup Olmadığı Hususunun İncelenmesi;</p>
<p>Dava Şartları HMK.114. Maddesinde düzenlenmiş olup tahdidi olarak sayılmakla birlikte maddenin son fıkrasında “Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır” ifadesi ile tahdidi olarak sayılan bu dava şartları dışında diğer kanunlarda da dava şartlarının düzenlenmiş olabileceğine vurgu yapılmıştır. Örneğin TKHK düzenlenen belirli değerin altında kalan uyuşmazlıklar yönünden hakem heyetine başvurmadan Tüketici mahkemesine dava açılamayacağı hükmü, TBKve İİKhükümlerine göre aciz belgesi alınmadan kefile karşı takip yapılamayacağı hükmü,gibi şartlar diğer kanunlarda yer alan dava şartlarıdır. Dava şartlarının en önemli özelliği bu şartlar bulunmadan davanın görülemeyecek olmasıdır. Yine bir kısım dava şartlarının sonradan yerine getirilerek dava şartı sorunu çözümlenebilirken, bir kısım dava şartları yönünden bu mümkün değildir. Bunun dışında ve en önemlisidava şartlarının en önemli özelliklerinden birisi Kanunla düzenlenmiş olmasının gerekmesidir. Zira Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’ un hiç bir maddesinde bu husus dava şartı olarak düzenlenmemiş Kanun Koyucu bu yönde başkaca bir kanunda da düzenleme yapmamıştır. Aksini kabul Yasama yetkisinin gasbı, kullanılması sonucunu doğurur ki mevcut Anayasa Hükümlerine’ de, önceki Anayasa hükümlerine de aykırılık teşkil eder.</p>
<p>Rekabet Hukukunun Kararının Bekletici Sorun Yapılması Yönündeki Taleplerin Değerlendirilmesi Gerektiği Yönündeki İddialar ve bağlı olarak görev ve yetki hususu:</p>
<p>Rekabet Kurumunun kararının bekletici mesele yapılması yönündeki iddialara gelince; öncelikle bekletici sorun ile ilgili olarak HMK. “Madde 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.” Şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu konuda ilk vurgulanması gereken husus mahkemenin bir konuyu bekletici sorun yapmak zorunluluğu bulunmadığı hususudur. Hatta çoğu kez yargılamanın uzamaması bakımından “taraflardan biri sırf davayı uzatmak için, başka bir mahkemede dava açar ve bu mahkeme kararının bekletici sorun yapılmasını isterse, bu tarz kötü niyetli davranışlara izin verilmeyerek bekletici sorun yapma talebinin kabul edilmemesi yerinde olur. Ayrıca böyle bir kötü niyet olmasa dahi, bekletici sorun yapmak, yargılamada istenen yararı sağlamayacak veya davayı gereksiz yere uzatacaksa, bekletici sorun yapmaktan kaçınılmalıdır.” (Medeni Usul Hukuku-Pekcanıtez,Atalay, Özekes- s.344-346)Yasa gereği zorunlu olarak bekletici sorun yapılması gereken haller (AY m.152, UMK m. 18, m.19, İİK m.68/4) kanunlarda açıkça gösterilmiş olup gerek Rekabetin Korunması Hakkında kanun, gerek TTK ve gerekse Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun maddelerinin hiç bir yerinde Rekabet Kurumu’ nun verdiği kurul kararının bekletici sorun yapılması gerektiği yönünde bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Şu halde bekletici sorun yapılması yönündeki taleplerin kabul edilip edilmeyeceği yönündeki karar Mahkememizin takdirindedir.</p>
<p>Konu ile ilgili HMK hükümleri ve öğreti de yer alan görüşler incelendiğinde özellikle mahkemeler arasında çelişkili hükümler ortaya çıkmaması yönünden kanunda böyle bir düzenlemeye gidildiği anlaşılmaktadır. (Medeni Usul Hukuku-Pekcanıtez,Atalay, Özekes- s.344-346, İstinaf Sistemine göre yazılmış Medeni Usul Hukuku – Kuru s.477-479) Bekletici sorun yapılmasının bir diğer önemli nedeni verilecek olan bir hükmün veya tespitin görülmekte olan davanın sonucunu doğrudan etkileyecek olması, örneğin açılan davanın konusuz kalması gibi bir durumla karşılaşılma ihtimalidir. (Kamulaştırma bedelinin arttırılması davasında, idare mahkemesinde açılan kamulaştırma işleminin iptali davasının bekletici mesele yapılması) Yine başka bir durum görülmekte olan davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması yeni açılacak olan başka bir davada verilecek karara bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa süre verir ve bu dava açılınca, açılan bu davayı bekletici sorun yapar. (Senedin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda sahteliğin ispatı için açılan davanın beklenilmesi gibi)</p>
<p>Bazı hallerde ise aksine Mahkeme bir diğer mahkemenin kararını bekletici sorun yapamaz. Davanın esasına girilmesi ve incelenmesi gerekir. Esasen kural olarak aynı yargı kolunda yer almasına rağmen örneğin ceza mahkemesinin kararları hukuk mahkemelerini, hukuk mahkemelerinin kararlarının ceza mahkemelerini bağlayıcı değildir. Benzer şekilde idari yargı kararlarını adli yargı mahkemelerini, adli yargı kararları idari yargı mahkemelerini bağlamamaktadır. Mahkeme kararlarının delil niteliği ise delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi noktasında önemlidir.</p>
<p>Somut uyuşmazlık yönünden Rekabet Kurulunun kararına karşı idari yargıda açılan iptal davasının bekletici sorun yapılmamasının incelenmesine gelince:</p>
<p>Öncelikle rekabet konusu ile ilgili kanuni düzenlemeler ve bu kanunların düzenlenme amaçlarının incelenmesi gerekir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki Haksız rekabet ile ilgili temel kanun maddeleri sanıldığının aksine 4054 Sayılı rekabetin korunması hakkında kanunda değil Türk Ticaret Kanununun 54 ile 63 maddelerinde yer almaktadır. Özellikle TTK. 55 hangi fiillerin haksız rekabete ilişkin ticari uygulamalar olacağını, TTK.56 hukuki sorumluluk ve dava açabilecek kişiler ile çeşitli davalar başlığıyla dava örneklerini açıklamıştır.</p>
<p>Rekabet Hukuku ile ilgili bir diğer kanun 4054 sayılı Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun’ dur.Anayasa “Madde 167 – Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilli veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler. Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir.” şeklindeki düzenlemenin gereği olarak çıkarılan 4054 sayılı kanun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır.” şeklinde kanunun amacını açıklanmıştır. Ayrıca Anayasa’ nın 48. maddesinin de konuyla ilgili olduğunu vurgulamak gerekir.</p>
<p>Rekabetin KorunmasıHakkında Kanunun incelenmesinde genel olarak haksız rekabetle ilgili bir kısım tanımlar ile rekabetin korunması konusunda idarenin (Anayasa gereği devletin)görevleri ile bu görevlerin kimler tarafından yerine getirileceği hususlarının düzenlenmiş olduğu görülmektedir. Kanunda gösterilen bu görevlerin devlet tarafından yerine getirilmesine neden ihtiyaç duyulmuştur? Çünkü haksız rekabetin özellikle tüketiciler ve rakip işletmeler tarafından ispatı son derece güçtür, ve Rekabet Kurumu’ na verilen yetkiler rakip işletmelere ve tüketicilere verilemez. Ticari sırların varlığı, bizzat rekabet kavramının gereği olarak, haksız rekabet durumunun şahıslar tarafından değil devlet tarafından incelenmesinde çeşitli faydalar vardır. Bununla birlikte rekabetin ihlal edildiği hallerde rekabet kurumu tarafından inceleme yapılmadan başka bir yolla rekabetin ihlal edildiğinin tespiti mümkün müdür sorusuna da olumlu cevap vermek gerekir. Bir tüketici yada rakip firma TTK. Hükümlerine ve davacının sıfatına göre Ticaret Mahkemesine veya Tüketici mahkemesine müracaat etmek suretiyle (rekabet kurumu hiç inceleme yapmamış olsa dahi) rekabetin ihlal edildiğini ve bundan zarar gördüğünü iddia ederek dava açabilir.</p>
<p>Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun ile ilgili olarak belirtilmesi gereken son husus kanunun genel olarak idareye sorumluluklar yüklemekle birlikte özellikle 56-59 maddelerinde rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçları konusunda da düzenleme içerdiği hususudur. Zira bir konunun hem adli yargı yönünden hemde idari yargı yönünden aynı kanunla düzenlemeler içermesi mümkündür.</p>
<p>Rekabet hukuku ile ilgili olarak diğer bir kanuni düzenleme yeni Türk Ticaret Kanunu ve4054 sayılı Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun’ dan sonra yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin korunması hakkında kanun (Öncesinde ise 4077 sayılı kanun) hükümleridir. Kanunun bütün olarak tüketiciyi koruması ve özellikle haksız ticari uygulamalar başlığını taşıyan 62. maddesi dikkate alındığında haksız rekabetten doğrudan etkilenecek kişilerin aslında tüketiciler olduğu açıktır. Ayrıca TTK. 56/2 maddesi haksız rekabet davasını tüketicilerin de açabileceğini açıkça belirtmiştir. Ayrıca rekabet uygulamalarından en çok yararlanan kesimin tüketiciler olduğu konusunda da tereddüt yoktur. Bütün rekabet hukuku ile ilgili öğretideki kaynaklarda rekabet hukukunun sosyal bakımdan incelenmesinde, rekabet yasalarının asıl işlevlerinin tüketicileri korumak olduğu hususuna işaret edilmiştir.</p>
<p>Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ un 83. maddesi Madde 83 – (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde genel hükümler uygulanır.(2)Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>
<p>Bu madde mahkememizin görev ve yetkisine yapılan itirazlar yönünden açıklayıcı nitelikte bulunduğundan özellikle belirtilmiştir.</p>
<p>Yukarıda yapılan açıklamalara ilave olarak; mahkemeler ile rekabet kurumu arasındaki ilişkinin kanuni düzenlemeye bağlanması gerektiği yönünde öğretide görüşler bulunduğunu belirtmek gerekir. Öte yandan Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’ nun Y.D.itiraz no 1999/113 sayılı kararına göre “eğer bir anlaşma veya uygulama ile ilgili olarak mahkeme bir karar vermişse Kurul bu karara uymak zorundadır. Eğer mahkeme henüz karar vermemişse, dava derdest ise “idarece ayrıca bir inceleme yapılmasına ve tedbir kararı verilmesine olanak bulunmamakta olup, aksi düşünce yargı kararının uygulama olanağının, niteliğinin, varlığının ortadan kaldırılması sonucunu doğurur” şeklinde olup rekabet kurulunun yargı kararı ile bağlı olduğuna vurgu yapılmıştır.</p>
<p>Yüksek Yargıtay 11. ve 19. Hukuk dairelerinin Rekabet Kurumuna başvuru yapılması gerektiği, veya başvuru yapılmış ise bu kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılması gerektiği yönündeki kararları mahkememizce benimsenmemiştir. Aksine kabul TTK. nun yukarıda belirtilen maddelerinin yok hükmünde olduğu anlamına gelir. Oysa ki gerek yeni TTK gerekse 6502 sayılı TKHK 4054 Sayılı RKHK dan sonra yürürlüğe girmiş olup haksız rekabeti yeni haliyle düzenlemişlerdir. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere RKHK (özel hukuka ilişkin hükümler içermekle birlikte) daha ziyade rekabetin korunması konusunda idarenin görevlerini açıklamaktadır.Ayrıca belirtmek gerekir kiYüksek Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin anılan görüşleri ile ilgili içtihatlar eski tarihli içtihatlardır.(1999-2005) Ayrıca haksız rekabetin tespiti yönünden adli yargı da bir tespit davası açılması ve mahkemece konu incelenerek rekabetin ihlali yönünde bir karar verilmesi halinde, kararı veren mahkeme tarafından idari yaptırımların uygulanması bakımından Rekabet Kurumu Başkanlığına bilgi dahi verilmelidir.</p>
<p>Yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler dikkate alındığında açılan davada RekabetKurulunun kararına karşı idari yargıda açılan iptal davası mahkememizce tüketicilerin mağduriyetleri de dikkate alınarak ve gecikmiş adalet, adalet değildir düsturundan hareketlebekletici sorun yapılmamıştır.</p>
<p>Davalı vekilinin zamanaşımı define ilişkin savunması da mahkememizce kabul edilmemiştir.Davalı bankanın diğer bankalar ile ortak olarak gerçekleştirdiği anlaşmalar haksız fiil olarakkabul edilirse, TBK 120. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi on yıldır. Taraflar arasındaki sözleşme dikkate alınırsa da, sözleşmeler yönünden uygulanması gereken TBK 146. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi yine on yıldır. Davanın açıldığı tarih itibariyle her halde zamanaşımı süresi dolmamıştır. Davacının hak düşürücü süreyi geçirdiği yönündeki iddialara ilişkin olarak, bu sürenin başlangıcının davacının dava hakkını öğrendiği tarihte başlayacak olması ve bu öğrenme tarihi konusunda davalı tarafından bu konuda bir delil dosyaya sunulmamış olması dikkate alınarak reddine karar verilmiştir. Cevap dilekçesinde Rekabet Kurumu’ nun kararının kamuoyunda konuşulduğu, kararın da Kurumun sitesinde yayınlandığı belirtilmiş ise de bu yayınların tebliğat yerine geçmeyeceği, davacının da gerek medyayı gerekse kurumun internet sayfasını takip zorunluluğu bulunmadığı açıktır. Medya yolu ile tebligathukukumuzda mümkün ise de bu hususun ilan metninde açıkça belirtilmesi gerekir. (MSB asker alımlarına ilişkin ilanları, YSK’ nun seçim öncesi yaptığı ilanlar bu türden tebliğ yerine geçen ilanlara örnektir.) Ayrıca yasada medya yolu ile tebligata da izin verilmelidir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’ da bu tür tebligata izin veren bir hüküm bulunmadığı gibi, bu yönde ayrı bir düzenlemede bulunmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı definin de reddi gerekmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak davalı tarafın görev, yetki, dava şartları, bekletici mesele, zamanaşımı,hak düşürücü sürelerin geçtiği yönündeki itirazları mahkememizce kabul görmemiş, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir.</p>
<p>DAVANIN ESASININ İNCELENMESİ:</p>
<p>Mahkememize açılan dava; davacı ile davalı banka arasında imzalanan kredi sözleşmesinde, davalı bankanın piyasaya hakim diğer bankalar ile uyumlu eylem içerisinde bulunarak rekabeti bozucu anlaşmalar yapması neticesinde, normal piyasa koşullarında davacıdan tahsil edeceği faiz miktarından fazla haksız faiz tahsil etmesinin sonucu almış olduğu fazla faizin iadesine, uğradığı zararların tazminine ilişkin alacak davası ile, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 58. maddesine dayalı tazminat talebidir.</p>
<p>Mahkememizce Rekabet Kurumu Kararı, davalı banka ile davacı arasında yapılmış olan kredi sözleşmesi getirtilmiş, dosya hesap işlemleri yönünden bilirkişiye verilerek faiz farkının tespiti yönünden bilirkişi raporu alınmıştır.</p>
<p>Davacı vekili maddi vakıa olarak Rekabet Kurumu’ nun 2011-4-91 sayılı 08/03/2013 tarihli kararı ile taraflar arasındaki sözleşmeyi delil göstererek davada bu delillere dayanmış, bilirkişi incelemesi ve diğer yasal delillerin de toplanmasını talep etmiştir. Talep edilmediğinden Mahkememizce başkaca delil araştırılması cihetine gidilmemiştir.</p>
<p>Davalı Vekili de davacının bildirdiği delillerin yanı sıra, davalı bankanın defter ve kayıtları ile TCMB’ nın bir kısım verileri ile Türkiye Bankalar Birliğinin bir kısım verilerinin toplanmasını talep etmiş, emsal karar örneği sunmuştur. Bu veriler getirtilmemiştir. Bu verilerin istenilmemesinin sebebi delil olarak incelenen Rekabet Kurulu kararı ile ilgili yapılan değerlendirmelerde açıklanacaktır.</p>
<p>Davacı talepleri ve deliller ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Öncelikle tarafların ortak dayandıkları delil olan Rekabet Kurumu Kararı incelenecektir. Mahkememizce Rekabet Kurumu’ nun kararının bekletici mesele olarak kabul edilmemesinin gerekçeleri yukarıda açıklanmıştı. Ancak Rekabet Kurulunun bu kararda yer alan maddi bulguları ve bulgulara dayalı değerlendirmelerinin kıymeti göz ardı edilemez. Öncelikle şu hususun tespitinde yarar vardır. Nasıl ki bir trafik kazasında maddi vaka trafik kazasının kendisidir ve kazanın, özel hukuku, ceza hukukunu ilgilendiren sonuçları, idari yaptırımlar öngören sonuçları vardır. Somut dosyada da Rekabet Kurulu’ nun maddi vakalara ilişkin tespitleri önemlidir ve delil olarak mahkememizce kabul edilmiştir.</p>
<p>Rekabet Kurulu’ nun maddi vakıalara ilişkin tespitleri ve neticeleri: Rekabet Kurulu kararında öncelikle incelenen konu belirlenmiş, bankaların nitelikleri, büyüklükleri vs. konular irdelenmiştir. Mahkememizce Kurul Kararı’ nın 1-3, 13-20, 29, 33-36, 54-59 paragraflara özellikle mahkememizin görevi yönünden değerlendirilmiş ve dikkate alınmış, mahkememizce kararın dayandığı delillerin bulunduğu paragraflar özellikle incelenmiştir.</p>
<p>Kurul kararının 54 ile 59 paragraflarında ilgili ürün pazarının tanımı yapılmıştır. 61 ile 101. paragraflarda Yapılan Tespitler ve Elde Edilen Bilgi ve Belgeler başlığı altında uyumlu eylemlere ilişkin somut bulgular vakalar açıklanmıştır. Bu paragraflarda, banka genel müdürleri arasındaki kahvaltılı toplantı, bankaların iç yazışmaların da yer alan centilmenlik anlaşması olarak nitelendirilen anlaşmaya ilişkin açıklamalar, banka çalışanlarının anlaşma çerçevesinde hareket etme çabaları, ticari sır olarak rakip firmalara verilmemesi beklenilen uygulamaların öncelikle anlaşmanın diğer tarafına duyurulması, ortak hareket sağlayabilmek adına banka yöneticilerinin birbirlerini aramaları anlatılmıştır. Raporun bu bölümünde yer alan <em>“Dün (…..) ile bir vesile ile beraberken yakın bir zamanda bir araya gelmemizde yarar olduğunu düşündük. Özellikle artan maliyet baskısı, düzenleyici kurumların bazı işkollarımıza bakışı ve küresel gelişmelerin çok da ümit verici gelişmediği bir ortamda dördümüzün bazı konuları bir sohbet ortamında konuşmamızın yararlı olacağını düşündük.… 3 Temmuz perşembe (alternatif 1 Temmuz salı) 7.30-9.00 programınıza uygun mudur?…” </em>şeklinde ilk anlaşma görüşmelerine başlanıldığı,<em> “YTL Mevduat fiyatlaması ile ilgili kısa bilgi vermek istiyorum. Dün Garanti Bankası bizi arayarak aylık vadede %20 faiz için centilmenlik anlaşması teklifinde bulunmuştu.Bugün aylık vadede, özellikle sorun yaşanabilecek büyük montanlı işlem olmamasının verdiği avantaj ile, bu faiz oranının üzerinde faizi ykb olarak telaffuz etmedik. Ancak sabah itibariyle Akbank’tan bu vadede % 20,60 faizi duyduk. Geçiş günü olması sebebiyle, iletişimdeki aksama olmuş olabilir. Bugün (…..) Bey aracılığı ile iletilen konuya istinaden, genel müdürler düzeyinde anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından, p.tesi gününden itibaren, faiz oranı olarak bu limite sadık kalmaya devam edeceğiz. …Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahil olup olmadığına göre, bu mevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.Rakamlarla ifade etmem gerekirse, bu sabah itibariyle likidite yeterliliği açısından (…..) ytl lik bir marjımız bulunmakta. Diğer yandan ise ilk 3 gündeki “(…..) YTL üzeri miktarlı olan” (…..) adet mevduat işleminin tutarı ise (…..) YTL’dir. Bu nedenledir ki, haftanın sonuna doğru gelişmelere göre Ykb özelinde strateji belirlenmesi açısından yönlendirmelerinize ihtiyaç duyacağız.”</em> şeklindeki yazışmalardan bu anlaşmanın uygulamaya konulduğu,<em> “(…) Diğer yandan …’in (…..) TL düzeyindeki dönüşü ile, özellikle kamu bankalarından oran alanmüşterimiz …’ın (…..) TL tutarındaki dönüşü bizim açımızdan kritik olacaktır. Bu işlemleri hafta başında gerekirse çıkarabiliyor olmakla beraber, haftasonunda çıkan mevduatların yerine Likidite Yeterlilik Rasyosu nedeniyle yeni işlem almak durumunda kalabileceğimiz ihtimali söz konusudur. Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahilinde olup olmadığına göre, bumevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.(…)”</em> şeklindeki yazışmalarla anlaşmanın genişletilmeye çalışıldığı<em> “Merhabalar, Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş”</em> şeklindeki cevapla özellikle iş bankası ve kamu bankalarının da anlaşmaya dahil olduğunun belirlendiği görülmüştür.</p>
<p>Rekabet kurulunun kararının 75 ile 79. paragraflarında yer alan aşağıdaki ifadelerden <em>“Gecikmeye giren müşterilerden Nisan 2009 itibariyle, “SMS ile yaptığımız gönderiler ve/veya telefon ile yaptığımız aramalar” için aylık 1 TL Gecikme Bildirim Ücreti tahsil etmeye başlamıştık. Şu anda gecikme bildirim ücreti ile her ay ortalama olarak (…..) TL gelir elde etmekteyiz. Rakip bankaların, ilave gelir elde etmek amacıyla gecikme bildirim ücretlerini arttırdığını görüyoruz.(Rekabetteki ücretler ekteki tabloda yer almaktadır.) Bu kapsamda biz de Haziran ayında duyurup Ağustos ayında Gecikme Bildirim Ücretini 2 TL’ye arttırmayı öneriyoruz. İlgili güncelleme ile birlikte2010’da (…..) TL tutarında ilave gelir elde edebileceğiz.”, “tarafından 10.06.2010 tarihinde gönderilen cevapta, “Arttırılması konusunda mutabıkım ama TL 1’dan TL 2’ya çıkmak 100% zam anlamına geliyor. 1.5 tl veya 1.25 TL daha makul değilmi.” ifadeleri yer almaktadır.”, “Aldığımız insider bilgi ile Akbank’ın da gecikme ücretini 2 TL’ye çıkarmayı planladığını öğrendik. İş Bankası’nın 2 TL ücret tahsil etmesi, Akbank’ın ücret arttırma planı yapması vemüşterilerin bu konuda ‘price sensitive’ olmaması nedenleriyle 2 TL’yi önermiştik. (Gecikme bildirimücreti nedeniyle ayda ortalama olarak 2 adet şikayet almaktayız.)Alternatif olarak, gecikme bildirim ücretini 1.5 TL’ye arttırmayı ve 6 ay sonra müşterilerden gelenbildirimlere ve rekabetin durumuna göre tekrar değerlendirme yapmayı öneriyoruz. 1.5 TL ücret ile2010 yılında (…..) TL tutarında ek gelir elde edeceğiz.”</em> anlaşmaya dahil olan bankaların sms ücretleri konusunda dahi uyumlu hareket içinde oldukları anlaşılmaktadır.</p>
<p><em>“Telefonda önerdiğiniz gibi, yarın sabah itibarıyla geçerli olmak üzere, tüm vade ve yetki seviyelerinde oranlarımızı TL’de 20 bps, YP’de ise 10 bps düşecek şekilde oran tablomuzu güncelledik. Bu durumda iş kolu yetkisindeki aylık oranlarımız….<u>Bu arada, Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING ve TEB’den, yarın itibarıyla oran değişikliği planlayıp planlamadıklarını sorguladık. Garanti/ING/Finans/TEB değişiklik yapmayı düşünüyor. ING yarın düşüş yapacak; Garanti/Finans/TEB ise oranlarını Pzt değiştirmeyi planlıyormuş. Faizle ilgili sadece TEB net bilgi iletti; TL’de %9,60 fiyatlayacaklarmış.</u> Bu kapsamda, Satış’ın görüşünü de göz önünde bulundurarak, YP’de faiz değişikliği yapılmaması konusunda son görüşünüzü alabilir miyiz?”</em> şeklindeki ifadeler varılan anlaşmaların uygulamalara da yansıdığını göstermektedir. Bu bölümde yer alan maddi vakıalara ilişkin tespitlere ilişkin örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak yukarıdaki ifadeler dahi anlaşmanın varlığını ve uygulandığını kabule yeterli görülmüştür.</p>
<p>Kurul kararının 106,107,108 paraglafları incelenmiş 112. paragrafındaki tablo özellikle dikkat çekici bulunmuştur. 115,116, 119,120, paragraflarında faiz oranlarının ihlale katılan bankalar arasında önceden görüşülmesine ilişkin tespitler yer almıştır. 122,127,130,134 görülmüş 135 paragrafda,yapılan centilmenlik anlaşması denilen anlaşmaya vurgu yapılmıştır. 137 paragrafda ticari krediler yönünden yapılan sözleşmeler, 151. paragrafda kamu bankalarının rekabeti bozucu anlaşmayakatılım süreci açıklanmıştır.</p>
<p>Rapordan anlaşıldığı üzere öncelikle beş büyük banka yöneticisi bir araya gelmiş, ortak hareket etmek yönünde karar almışlardır. Daha sonra bu toplantılara diğer yedi banka katılmış olup üçü kamu bankasıdır. Banka yöneticilerinin görüşmeleri, daha alt seviyede devam etmiş ve toplantılardan sonra bankalar birbirleriyle uyumlu olarak faiz oranlarını belirlemiş ve benzer uygulamalarda bulunmuşlardır. Hatta tüketici banka mudilerine gönderilen sms mesaj ücretlerinden dahi fayda sağlanmak amacıyla, bu ücretlerin tespiti konusunda ortak karar gereği, ücretlerin yükseltilmesi şeklinde uygulamalar yapılmıştır. 159,160, 166-187 paragraflar arasında kullandırılan krediler ile ilgili detaylı açıklamalar ile uyumlu eylemlerin uygulandığı kredi türleri tablolarla ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Keza raporun sonraki bölümlerinde uyumlu eylemlerin neticelerinden faiz oranlarına yansımalarından ayrıntılı olarak söz edilmektedir. 248 ve devamı paragraflarında kamu bankalarının rekabet ihlali yönünden değerlendirilmeleri ile özellikle AB hukuku yönünden uygulamaları irdelenmiş, kamu bankaları aleyhine rekabet ihlali yönünden karar verilip verilemeyeceği hususlarında açıklamalar yapılmıştır.282paragraf ve sonrasında beş bankanın sürece dahil olmaları incelenmiştir.300. paragrafdan sonra bankaların savunmaları incelenmiş 649. paragrafdan sonra ise idari para cezalarının uygulanması ve karar belirtilmiştir.</p>
<p>Davalı banka ve rekabeti ihlal eden diğer bankaların ekonomik büyüklükleri, piyasaya olan hakimiyetleri kurul kararında ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Keza yine kararda davalı vekili tarafından istenilen veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir. Esasen bütün bankaların ve hatta mal veya hizmet sunan, kar amaçlı ticari şirketlerin toplanması talep edilen bu veriler ışığında hareket ettikleri açıktır. Piyasa şartlarına göre, enflasyon, dövizdeki hareketler, ekonomik krizler dikkate alınarak faizler belirlenmekte olup, bankaların ekonominin gereği olarak belirlediği faiz oranlarına, ücret kararlarına müdahale edilmez, edilemez. Ancak açılan davada söz konusu olan, ekonominin gereklerine göre yapılan anlaşmalar, uygulamalar değil, piyasaya hakim bankaların bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmaları, kartel seviyesine ulaşmasa dahi uyumlu eylemleridir. Bu nedenle davalı vekillerinin dünya piyasalarının, merkez bankası verilerinin getirtilmesi yönündeki talepleri dikkate alınmamıştır. Esasen Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’ un 3. maddesinde “Hakim Durum: Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü” ifade eder şeklinde tanımı yapılan ve piyasanın %92 sine hakim olan anlaşmaya dahil bankaların, ekonomik verileri de doğrudan doğruya etkiledikleri ve değiştirecek büyüklükte oldukları izahtan varestedir.</p>
<p>Davalı banka ve diğer bankaların, rekabeti bozucu eylemleri, centilmenlik anlaşması yapmış olmaları, ve bu durumu uzun bir süreçte sürdürdükleri dikkate alındığında, eylemlerini münferit, sadece belirli bankacılık işlemlerine hasrederek gerçekleştirmiş olmaları veya bütün bankacılık işlemlerinde uygulayıp uygulamamaları önemli değildir. Zira aslolan rekabetin hiç bir şekilde bozulmaması gereğidir. Rekabet bozulduktan sonra bunun sadece belirli ürünlere ilişkin olup olmaması değil,önemli olan güven kurumu olan bankalara olan güvenin zedelenmesi sorunudur. Zira bankalar, beş ortaklı anonim şirketler olmayıp özel izinle kurulan şirketlerdir. Kanun koyucu bankacılık ile ilgili faaliyetleri düzenlerken, tefeciliği suç saymış ve bankalarında buna bağlı olarak dürüstlük içerisinde davranmalarını istemiştir.</p>
<p>Bir bankanın belirli bankacılık işlemleri yönünden anlaşmaya uyup uymaması, veya bir kısım müşterileri yönünden anlaşmaya sadık kalarak fazla faiz tahsil ederken, bir kısım müşterilerine imkanlar tanıması faiz oranlarını krediler yönünden düşük, vadeli hesaplar yönünden yüksek tutması sadece zararın varlığını belirlemek, miktarını tespit etmek noktalarında önemlidir.</p>
<p>Rekabet Kurumu Başkanlığının elindeki yasal imkanlar çerçevesinde bulduğu delillerin bankaların kendi iç yazışmalar ile bu yazışmalar sonrasında yaptıkları uygulamalara ilişkin olduğu görülmektedir. Rekabet Kurumunun kararında maddi vakıalara ilişkin yapılan tespitler ve değerlendirmeler rekabetin ihlal edildiği konusunda yeterli bulunmuştur. Esasen davalı tarafça da bu maddi vakıalar inkar edilmiş değildir.</p>
<p>Bankaların bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmayı yaptıkları bu şekilde haksız fiil olan eylemi gerçekleştirdikleri, davalı bankanın bu anlaşmaya uyarak davacıya normalde uygulayabileceği faiz oranından daha fazla faiz uygulayarak, eylemi somutlaştırdığı sabittir. Davalının bu eylemi neticesinde davacı normalde ödeyeceğinden daha fazla faiz ödemiştir. Davacının zararı bilirkişi raporu ile sabit olmuştur. Davalı banka rekabeti bozucu anlaşmaya uyarak fazla faiz talep etmese idi, davacı da bu zarara uğramayacaktı. Yapılan uygulama ile oluşan zarar arasında illiyet bağı olduğu açıktır.</p>
<p>Davacı tarafından, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’ un 58. maddesine dayanılarak istenilen tazminat, haksız fiil tazminatı olmayıp İİK. Düzenlenen icra inkar tazminatı gibi kendisine özgü (Sui generis) özel bir tazminat türüdür. Bu nedenle davalı vekilinin haksız fiil tazminatına ilişkin olarak yapmış olduğu savunmalar somut dosya yönünden Mahkememizce dikkate alınmamıştır.</p>
<p>Rekabetin korunması hakkında kanunun 58 maddesine göre bu tazminata hükmedilmesinin şartları ise Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması veya hakim durumun (RKHK 3 maddesine göre Hakim Durum: Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü ifade eder) kötüye kullanılması, bu anlaşma sonucu tüketici yönünden zarar oluşmasıdır.</p>
<p>Rekabetin Korunması Hakkında Kanun “Madde 4 – Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan Teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.</p>
<p>Bu haller, özellikle şunlardır:</p>
<ol>
<li>a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi.</li>
</ol>
<p>Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.</p>
<p>Ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” (Somut olayla ilgisi bulunmayan bentler aktarılmamıştır)</p>
<p>şeklindeki düzenlemesiyle uyumlu eylemin tanımını yapmış tahdidi olmayacak şekilde bir kısım eylemlerin, doğrudan uyumlu eylem sayılacağını belirtmiştir. Maddenin son iki fıkrasında bir anlaşmanın ispatlanamadığı durumlardan söz edilmekte olup, somut dosya da anlaşmanın varlığı sabittir. Rekabetin korunması hakkında kanunun 59. maddesine göre “Zarar görenlerin, bir anlaşmanın varlığı ya da piyasada rekabetin bozulduğu izlenimi veren, özellikle piyasaların fiilen paylaşılması, uzun sayılacak bir süre piyasa fiyatında gözlenen kararlılık, fiyatın piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerce birbirine yakın aralıklarla artırıldığı gibi kanıtları yargı organlarına sunmaları halinde, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde bulunmadıklarını ispatlama yükü davalılara geçer. Rekabeti sınırlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaların varlığı her türlü delille ispatlanabilir”şeklindeki kanun maddeleri rekabetin bozulduğunun kabulü için somut anlaşma olmadan dahi uyumlu eylemlerin varlığını yeterli saymış, bu durumun her türlü delil ile de ispatlanabileceğini belirtmiştir.</p>
<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’ nun 3. maddesine göre “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”hükmü gereği Rekabet hukuku konusunda uzman görüşü alınmasına gerek görülmemiştir. Rekabet kurulunun kararı ticari ve ekonomik açılardan yeterli bulunduğundan bu konularda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek duyulmamıştır. Rekabet Kurulu kararında rekabeti ihlal eden uyumlu eylemler neticesinde hangi tür kredilerde hangi oranlarda fayda temin edildiği açıkça gösterilmiştir. Bu konuda da cevap dilekçesinde açıklama bulunmadığı gibi talep yer almamaktadır. Davalının davayı uzatmak mümkün olursa açılması muhtemel davalar yönünden zamanaşımı defi için vakit kazanmak amacıyla hareket ettiği görülmektedir. Davacının uğramış bulunduğu zararın tespiti için konusunda uzman mali müşavir bilirkişiden, davacının, rekabet kurulunun tespitleri doğrultusunda bankalar arasında uyumlu eylem birliği olmasa idi daha düşük faiz oranları ile kredi kullanabileceği dikkate alınarak, uğradığı zararın tespiti istenmiştir. Alınan bilirkişi raporunda davacının uğradığı zarar 5.861,44 TL olarak belirlenmiştir. Raporda uğranılan zarar iki türlü değerlendirilmiş ve mahkemizce de bu hesaplamalar incelenmiştir. İlk olarak davacının fazladan ödemiş olduğu faiz hesaplanmış, daha sonra da bu öedemelerin yapıldığı tarihten dava tarihine kadar olan dönem için faiz hesabı yapılmıştır. Temeli faiz uygulamalarına ilişkin bulunan bankacılık sektörü düşünüldüğünde bu durum mahkememizce adil kabul edilmiş, fazladan ödenen faiz üzerinden hesaplanan faizin zarara eklenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. <u>Eylemin haksız fiile dayanması nedeniyle bankanın temerrüdü için gerekli olan ihtar şartı aranmamıştır.</u></p>
<p>Rekabet Kurulu’ nun kararında gösterilen maddi vakıalar, tazminat yönünden aranacak ilk şartın varlığını kabule yeterli bulunmuştur. Alınan bilirkişi raporu ile de davacının zarara uğradığı belirlenmiştir. Bu nedenle şartları oluştuğundan tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.</p>
<p>Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’ un 58. maddesine göre “Rekabetin engellenmesi bozulması veya kısıtlanması sonucu<u> bundan zarar görenler,</u> ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine,uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.”</p>
<p>Madde metni dikkate alınarak davalı tarafın elde ettiği karlar yerine, en azından davacı tüketicinin uğradığı maddi zarar yönünden lehine tazminata hükmetmek gerektiği, ekonomik bir yaptırım uygulanmaması halinde, rekabet ihlalinin yaptırımsız bırakılmasının, rekabet ihlallerinin tekrarına neden olabileceği değerlendirilerek tazminata karar verilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Ancak tazminat oranının belirlenmesinde VUK vergi dairelerinin ilk ihlalde bir kat mükerrer ihlalde üç kat olarak ceza uygulaması gibi, yine rekabet hukukunun doğum yeri olan ABD de uygulanan haksız rekabet uygulamalarındaki izlenen yol dikkate alınarak, bankaların bilinen bu ilk ihlalleri yönünden, ekonomideki önemleri de gözetilerek zararın bir katı oranında tazminata hükmedilmesinin yerinde olacağı kanaatine varılmıştır. Banka yöneticilerinin hatalı uygulamaları nedeniyle bu uygulamalarda etkisi bulunmayan banka ortaklarının aşırı zarar görmelerinin de önüne geçilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Dava tarihine kadar olan zararlar bilirkişi raporunda belirlendiğinden dava tarihi esas alınarak bu tarihten sonrası için avans faizine hükmolunmuştur. Vekalet ücreti ve harç yönünden yukarıdaki açıklamalar yönünde uygulama yapılmıştır.</p>
<p>Mahkememizce yukarıda açıklanan gerekçelerle açılan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, bilirkişi raporu ile tespit olunan davacının uğramış olduğu zarar vetakdir olunan tazminata hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>
<p><u>HÜKÜM:</u> Gerekçesi yukarıdaaçıklandığı üzere;</p>
<p>Açılan davanın KABULÜ ile;</p>
<p>1-Bilirkişi raporunda davacı zararı olarak hesaplanan 11.479,73 TL’nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,</p>
<p>2-4054 sayılı yasanın 58/2 maddesi uyarınca mahkemenizce takdir olunan 1 kat tazminat talebi olarak 11.479,73 TL’nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,</p>
<p>3-Fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin reddine,</p>
<p>4-Davacı tarafından yapılan 522.00 TL yargılama masrafından kabul ve red oranına göre 261,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, bakiye yargılama masrafının davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 22.00 TL yargılama masrafından kabul ve red oranına göre 11,00 TL’nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, bakiye yargılama masrafının davalı üzerinde bırakılmasına, taraflar tarafından peşin yatırılan gider avansından kalan miktarın talep halinde taraflara iadesine,</p>
<p>5-Hükmolunan zarar ve tazminat yönünden toplam 22.959,46 TL üzerinden hesaplanan 1.568,36 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, reddolunan kısım yönünden davacı tüketiciden 6502 sayılı yasa uyarınca harç alınmasına yer olmadığına,</p>
<p>6-Kabul olunan kısım yönünden A.A.Ü.T.’ne göre hesaplanan 2.755,14 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,</p>
<p>7-Reddolunan kısım yönünden A.A.Ü.T.’ne göre hesaplanan 2.755,14 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere  verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/05/2017üzere  verilen karar açıkça okunup anlatıldı.</p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar &#8211; Gizli ayıp</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/yayinlar-gizli-ayip-satis-esnasinda-sunulan-katalog-proje-ve-tanitimlarda-belirtilen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jul 2018 11:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gulhukuk.net/?p=1301</guid>

					<description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2017/9811E. 2017/9811 K. K. Tarihi: 25/01/2018 Mahkeme: Tüketici Mahkemesi Konu : Alacak Davası Özet: Dava, satış esnasında sunulan katalog, proje ve tanıtımlarda belirtilen ancak bunlara uygun olarak yapılmayan veya eksik yapılan işler nedeni ile davacının satın aldığı dairede oluşan değer kaybının ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi heyetinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p id="t1"><a href="https://www.yargitay.gov.tr/">Yargıtay</a> 13. Hukuk Dairesi<br />
2017/9811E. 2017/9811 K.<br />
K. Tarihi: 25/01/2018<br />
Mahkeme: Tüketici Mahkemesi<br />
Konu : Alacak Davası</p>
<p><strong>Özet:</strong> Dava, satış esnasında sunulan katalog, proje ve tanıtımlarda belirtilen ancak bunlara uygun olarak yapılmayan veya eksik yapılan işler nedeni ile davacının satın aldığı dairede oluşan değer kaybının ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi heyetinden “gizli ayıp” olarak nitelendirilen imalatlara ilişkin ayıpların ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda ayıpların niteliği ve ortaya çıktıkları zaman dilimi ve tarafların delilleri dikkate alınarak taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ek rapor tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Karar:</strong> Davacı, davalı TOKİ&#8217;nin, dava dışı müteahhite inşa ettireceği daireyi 13.7.2006 tarihli sözleşme ile satın aldığını, dairenin 2008 yılı Ağustos ya da Eylül ayında teslim edildiğini, reklam, tanıtım ve broşürlerde yüksek inşaat kalitesi vaadinde bulunulduğunu ancak teslimden sonra gerek kendi konutu gerekse blok ve site ortak yerleri ile ilgili ayıp ve eksiklikler bulunduğunun ortaya çıktığını ve bunun üzerine tespit yaptırdıklarını ileri sürerek, eksik ve ayıplı işlerden dolayı ortaya çıkan bedel farkının tespit edilerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak 10.000 TL&#8217;nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; bilahare ıslah ile talebini artırmıştır.</p>
<p>Dava, satış esnasında sunulan katalog, proje ve tanıtımlarda belirtilen ancak bunlara uygun olarak yapılmayan veya eksik yapılan işler nedeni ile davacının satın aldığı dairede oluşan değer kaybının ödetilmesi istemine ilişkindir.</p>
<p>Davacı tüketici olduğuna göre, tüketici hukuku ile ilgili ayıba ilişkin düzenleme, dava tarihi itibari ile yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK)’un 4. maddesinde yer almaktadır.</p>
<p>Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.</p>
<p>Ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olmasıdır.</p>
<p>Yukarıda da ayrıntısı ile açıklandığı üzere; malın ayıplı olması halinde taraflara ait hak ve yükümlülüklerin nelerden ibaret olduğu, 4822 sayılı Kanun’la değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4.maddesinde düzenlenmiş; ayıbın gizli ya da açık olması halleri için ayrı ihbar süreleri getirilmiş; hatta ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halinde zamanaşımı süresinden yararlanılamayacağı, açıkça ifade edilmiştir.</p>
<p>Maddeye göre, tüketici kendisine sağlanan mal ve hizmetle ilgili ayıplı olup olmama konusunda gerekli muayeneyi (denetimi) yapacak ve bu muayene sonucu, mal ya da hizmetle ilgili saptadığı ayıpları, mal veya hizmetin sağlanmasından itibaren ihbar süreleri içinde, kendisine mal yada hizmet sağlayan sözleşmenin tarafına bildirecektir; bu bildirim (ayıp ihbarı) ödevi ihmal edildiğinde, tüketici, ayıba dayalı yasal haklarını kaybedecektir. 6098 Sayılı TBK.’nun bu konudaki 223. maddesinde ifade edildiği gibi, ayıp ihbarının yapılmaması, tüketicinin ifa konusu mal ya da hizmeti, bulunduğu hal üzere kabul ettiği sonucunu doğuracak ve bu yönde gerçekleşen varsayımın aksi, hiçbir suretle kanıtlanamayacaktır.</p>
<p>4077 sayılı TKHK.’nun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.</p>
<p>4077 sayılı TKHK’da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca, 4077 sayılı TKHK’nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK.’nun bu konudaki 223. maddesine göre, alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya uygun süre içinde ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. O halde, gizli ayıpların, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra hemen, ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınması gerekmektedir.</p>
<p>Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının 13.7.2006 tarihinde satın aldığı bağımsız bölümün davacıya 02.09.2008 tarihinde teslim edildiği ve 26.02.2013 tarihinde de eldeki bu davanın açıldığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece “gizli ayıp”lı olarak belirtilen imalatlar ile ilgili olarak; “gizli ayıp” olarak nitelendirilen (mesela izolasyona bağlı su sızıntı izleri, ıslak zeminlerde hatalı eğim verilmesi gibi&#8230;) ayıplar yönünden kullanım ve mevsimlerdeki yağmur, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak ne zaman oluştuğu ya da oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki tüketicinin ne zaman farkedebileceği ile bağımsız bölümün teslim tarihi ve tespit tarihi de göz önünde bulundurularak yasal süresi içinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı hususlarına yeterince yer verilmediği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Yine TBK&#8217;nun 223 hükmü ile gizli ayıplar yönünden kendisine yüklenen “hemen ihbar” mükellefiyetini yerine getirip getirmediğini ispat yükü davacıdadır.</p>
<p>Site yönetiminin veya diğer tüketicilerin, tüketici adına ayıp ihbarında bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi heyetinden “gizli ayıp” olarak nitelendirilen imalatlara ilişkin ayıpların ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda ayıpların niteliği ve ortaya çıktıkları (kullanım ve mevsimlerdeki yağmur, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak bu ayıpların ne zaman oluştuğu ya da oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki bir tüketicinin ne zaman farkedebileceği) zaman dilimi ve tarafların delilleri dikkate alınarak taraf ve yargı denetimine esas gerekçeli ek rapor tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>
<p>Davalıların, mahkemece eksik ifa olarak nitelendirilen eksik işlerle ilgili temyiz itirazı yönünden yapılan incelemede ise; her ne kadar mahkemece açık ve kapalı kafeterya, site bahçe duvarı, sulama sistemi vs.nin yapılmaması eksik ifa olarak nitelendirilmiş ve buna göre davacının talebi kabul edilmiş ise de; bunların yapılmamış olmasının davacının satın aldığı bağımsız bölümün ekonomik değerini düşüren açık ayıp niteliğinde olduğu, davalının bu ayıbı gizlemek için de herhangi bir hileye başvurmadığı, davacının bu ayıplardan bağımsız bölümü satın ve teslim aldığı tarihte kolayca bilgi sahibi olabileceği kuşkusuzdur. Davacının teslim aldığı bağımsız bölüm nedeniyle, 4077 sayılı Kanun’un 4. maddesi gereğince malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde davalıya ayıp ihbarında bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Dairemizin benzer uyuşmazlıklardaki emsal uygulamaları da bu yönde olduğu gibi, aynı görüşte olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 4.12.2015 gün ve 2015/13-1581 esas ve 2015/2792 kararı da bulunmaktadır. Hal böyle olunca bu kalemler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ve yazılı gerekçe ile bu talebin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>
<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın davalıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar &#8211; Whatsapp grubundan dolayı işten atılamaz</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/whatsapp-grubundan-dolayi-isten-atilamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Feb 2018 10:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gulhukuk.net/?p=1278</guid>

					<description><![CDATA[Aynı firmada satış temsilcisi olarak çalışan mesai arkadaşları, Whatsapp grubu kurup, işyerindeki olumsuzlukları ve yöneticilerin tutumlarını eleştirdikleri için patron tarafından kapı önüne konuldu. Mahkeme, işçilerin işe iade taleplerini geri çevirince devreye Yargıtay girdi ;  YARGITAY İstanbul Avrupa Yakası&#8217;nda faaliyet gösteren bir firmada satış temsilcisi olarak çalışan mesai arkadaşları kendi aralarında Whatsapp grubu kurdu. Sohbet grubunda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Aynı firmada satış temsilcisi olarak çalışan mesai arkadaşları, Whatsapp grubu kurup, işyerindeki olumsuzlukları ve yöneticilerin tutumlarını eleştirdikleri için patron tarafından kapı önüne konuldu. Mahkeme, işçilerin işe iade taleplerini geri çevirince devreye Yargıtay girdi ;</em></p>
<p><strong> YARGITAY</strong></p>
<p>İstanbul Avrupa Yakası&#8217;nda faaliyet gösteren bir firmada satış temsilcisi olarak çalışan mesai arkadaşları kendi aralarında Whatsapp grubu kurdu. Sohbet grubunda çalışma şartlarının olumsuzluğu ile işveren ve yöneticilerin eşit davranmama konularının değerlendirildi.</p>
<p>İşyerindeki mobbing niteliğindeki tutumlarının dile getirildiği çeşitli yazışmalar, aynı gruptaki diğer bir çalışan tarafından patrona iletildi. Çılgına dönen patron, grupta yazışan çalışanlarını kapı önüne koydu. İşten atılan işçilerle aynı görüşte yazışması olan ihbarcı işçiye ise sadece ihtar cezası verildi. Sadece demokratik taleplerini dile getirdikleri için işten atılan işçiler soluğu mahkeme kapısında aldı. Bakırköy 5. İş Mahkemesi&#8217;ne işe iade davası açan bir işçi, 2010 &#8211; 2015 tarihleri arasında satış uzmanı olarak çalıştığı işyerinden haksız şekilde kovulduğunu belirtti.</p>
<p>Mahkemede ifade veren davacı işçi, işyerinde kazanılan primlerin adaletli bir şekilde dağıtılmadığını öne sürdü. Davacı, &#8220;Getirilen yeni sistemde ücret + prim sistemi ile çalışmam sebebi ile gelirimde büyük oranda eksilme olacağından bu sorunun çözümü için davalı işverene durumu e-mail ile bildirdim. Davalının bu e-mail sebebi ile tarafıma suçlamalarda bulunarak beni haksız şekilde işten çıkardı. Hiç bir çalışan ve yöneticiye tartışmam olmadı. Davalının fesih bildiriminde davacının Whatsapp grubu kurarak şirket ve şirket yöneticileri hakkında terbiye sınırlarını aşan hakaret ve iftira dolu beyanlarda bulunduğu iddia edilmiştir. İşyerinde uyarı almadım ve bir suçlama ile karşı karşıya kalmadım. Başarılı çalışmamla yüksek primlere hak kazandığım için ödüllendirildim. İş aktim haksız ve hukuka aykırı olarak feshedilmiştir. Feshin geçersizliği ile eski işime iademi, talep ediyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Mahkemede savunma yapan davalı işveren ise davacının da aralarında bulunduğu işyeri çalışanlarının bir araya gelerek davalı adına kayıtlı telefon ve GSM hattı vasıtası ile Whatsapp uygulaması kurduklarını hatırlattı. İşçilerin kurdukları grup ile işyeri ve işyerinin yöneticileri arasında hakaret dolu ifadelere yer verdiklerini iddia eden davalı, mesajlaşmalar ile uyumlu çalışan arkadaşlarına beyanları ile psikolojik yıldırmalar da yapıldığını öne sürdü. Bu durumdan iş yeri çalışma koşullarının olumsuz etkilendiğini, işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin bu eylemler ile bozulduğunu belirten davalı patron, kendisinden artık davacıyı çalıştırmasının beklenemeyeceğini, feshin 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 25/II.e maddesi uyarınca haklı nedene dayandığını dile getirip, davanın reddi gerektiğini talep etti. Davacının çalışma arkadaşları ile birlikte kurdukları Whatsapp grubunda iş yeri ve iş yeri yöneticiler hakkında hakaret içerikli beyanlarda bulunduklarına dikkat çeken yerel mahkeme, işten atılan işçilerin ofis içinde huzuru bozacak şekilde konuşmalar ve gülüşmeler yaptıklarına vurgu yaptı. Mahkeme, davacı işçinin talebini geri çevirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>OLUMSUZLUKLARA KARŞI ÇIKMAK SADAKAT İHLALİ SAYILAMAZ</strong></p>
<p>Kararın davacı işçi tarafından temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi emsal bir karara imza attı. Daire, davalı işverenin, geçerli ve haklı nedende davacının davranışının veya yetersizliğinin iş yerinde olumsuzluklara yol açtığını ve iş ilişkisinin çekilmez hal aldığını da ispat etmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kararda; işçinin çalışma koşullarına, işveren veya vekilinin olumsuz uygulamalarına karşı çıkmaları sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilemeyeceği dile getirildi.</p>
<p>İşçilerin iş akışını bozmadığı ve çalışmaların etkilemediği sürece Whatsapp grubu kurmaları ve burada konuşma içinde olmalarının yasak olmadığının kaydedildiği Yargıtay kararında, &#8220;Davalı iş yerinde satış uzmanı olarak çalışan davacı ve aynı konumdaki diğer çalışanlar, çalışma koşullarının olumsuz olarak değiştirilmesi, ücret politikası, mobbing uygulanması nedeni ile toplu imza ile istekte bulunmuşlar ve mailler göndermişlerdir. Aynı zamanda da konuşma için Whatsapp sistemi içinde grup kurmuşlardır. Burada da çalışma koşullarının olumsuzluğu, yöneticilerin tutumları ve davranışları hakkında yorumlarla yazışmalarda bulunmuşlardır.</p>
<p>Bu görüşmelerin dosyadaki çözümlerine göre genel olarak mesai saatleri dışında olduğu görülmektedir. Davacı ve diğer arkadaşlarının Whatsapp grubu içindeki bu yazışmaları, aynı grup içinde yer alan diğer bir işçi tarafından işverene iletilmiş, işveren bunun üzerine grupta yer alan işçilerin savunmasını alarak, davacı ve diğer işçilerin iş sözleşmelerini feshederken, ileten işçiye ise ihtar cezası vermiştir. Grup içi konuşmaların gizli kalması esas olduğu gibi genel olarak bakıldığında çalışma koşullarının olumsuzluğu, işveren ve yöneticilerin eşit davranmama, mobbing niteliğindeki tutumlarının dile getirildiği tespit edilmiştir.</p>
<p>İşveren gizli kalması gereken verileri yasak bir şekilde elde ettiği gibi kendisine veren ve aynı konuşmalarda bulunan işçiye davranışı nedeni ile ihtar cezası vermek sureti ile de bilgi veren işçisini korumuştur. İşçilerin işyerinde mailleri, işverene bildirimleri işçilik hakları ile ilgili demokratik talep niteliğinde olup, bu tür barışçıl davranışların fesih nedeni yapılması doğru değildir. İspat yükü kendisinde olan davalı işveren haklı ve geçerli feshi kanıtlayamamıştır. Davanın kabulü yerine reddi hatalıdır. Mahkemenin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar oy birliğiyle karar verilmiştir.&#8221; denildi.</p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-hakkimizda/">Gül Hukuk Bürosu</a></span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar-Ayıplı mal ve tüketicinin hakları</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/ayipli-mal-ve-tuketicinin-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2017 14:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gulhukuk.net/?p=1263</guid>

					<description><![CDATA[AYIPLI MAL 13. Hukuk Dairesi E: 2011/19864 K: 2012/3350 T: 20.2.2012 • AYIPLI MAL • TÜKETİCİNİN HAKLARI • GİZLİ AYIP T.C. YARGITAY ÖZET : Tüketici, ayıplı malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. [4077 s. Kanun m. 4] [4721 s. Kanun m. 2] DAVA :Taraflar arasındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AYIPLI MAL</strong></p>
<p>13. Hukuk Dairesi</p>
<p>E: 2011/19864</p>
<p>K: 2012/3350</p>
<p>T: 20.2.2012</p>
<p>• AYIPLI MAL</p>
<p>• TÜKETİCİNİN HAKLARI</p>
<p>• GİZLİ AYIP <a href="https://www.yargitay.gov.tr/">T.C. YARGITAY</a></p>
<p><strong>ÖZET :</strong> Tüketici, ayıplı malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir.</p>
<p>[4077 s. Kanun m. 4]</p>
<p>[4721 s. Kanun m. 2]</p>
<p><strong>DAVA :</strong>Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p><strong>KARAR :</strong>Davacı, 08.09.2005 tarihinde satın aldığı, aracın, 28.11.2008 tarihinde direksiyon kolonu komfor sistemi kontrol ünitesinin, 04.09.2009 tarihinde ise elektronik modül kartel tapasının değiştiğini, değişimin garanti süresinin dışında olmasına rağmen davacıdan hiçbir ücret alınmadığını, bu durumun satıcı ve yetkili teknik servisin kusurlarını kabul anlamına geldiğini, araç 95.612 km iken 2.vitesde kilitlenme, daha sonraki tarihlerde hızlanamaması ,motordan yüksek ses gelmesi şeklindeki arızaların sık aralıklarla meydana geldiğini, yapılan onarımlara rağmen sonuç alınamadığını, arızaların imalattan kaynaklanan gizli ayıp niteliğinde olduğunu, belirterek dava konusu ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesine, mümkün olmadığı takdirde araç için ödediği bedelin fatura tarihinden itibaren uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsiline, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir.</p>
<p>Davalı, davacının dava konusu aracı 5 yıla yakın sorunsuz olarak kullandığını, davacının araçla 120.000km yol katettiğini, 15.11.2008 tarihinde arızanın giderildiğini, tamirden sonrada davacının aracı sorunsuz olarak bir yıl kullandığını, sık arıza ve arızanın giderilememesinin söz konusu olmadığını, parça değişiminden sonra yapılan kontrollerde araçta arızaya rastlanmadığını, davacının kusurlu olduğunu, müşteri memnuniyeti açısından garanti süresinin bitmesine rağmen onarım ücretine destek verildiğini, araçta tüketici yasasında tanımlandığı şekilde bir arıza bulunmadığını, bedel iadesi isteminin ve manevi tazminat isteminin yasal koşullarının bulunmadığını savunarak davanın reddini savunmuştur.</p>
<p>Mahkemece,davanın kısmen kabulü ile dava konusu 34 &#8230; &#8230; plaka sayılı Volkswagen marka Passat 2.0 TDİ-140 HP Comfortline ,Tiptronik vites tipinde 2006 model ,WVWZZZ3CZ6P0&#8230; şasi ve BKP 027&#8230; motor numaralı aracın ayıplı olduğunun tespitine, ayıplı malın davacı tarafından davalıya iadesine, dava konusu araçta hasar nedeni ile oluşan 1.000 TL değer kaybının mahsubu ile davacının ayıplı mala ödediği 70.513,50 TL nin aracın iade tarihinden itibaren değişken yasal faiz oranı uygulanmak sureti ile hesaplanacak işlemiş faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya yönelik istemi ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş;hüküm,taraflarca temyiz edilmiştir.</p>
<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz itirazlarının reddine</p>
<p>2-Davacı, davalıdan satın aldığı aracın garanti süresinin bitmesinden sonra gizli ayıplar nedeniyle sıksık arızalandığını ileri sürerek araç bedelinin iadesi ile maddi tazminat istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı, kullanım hatası bulunduğunu belirterek davanın reddini dilemiş, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davacı dava konusu aracı 8.9.2005 tarihinde satın almış, 28.11.2008 tarihine kadar araçta arıza meydana geldiğine dair bir delil sunamamıştır. 28.11.2008 ve 4.9.2009 tarihlerinde meydana gelen arızalırın ise garanti süresi geçmiş olmasına rağmen davalı tarafından ücretsiz olarak giderildiği hususuda tartışmasızdır. 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı TKHK&#8217;nun 4/2 maddesi gereğince, tüketici ayıplı malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir.</p>
<p>Eldeki dava aracın tesliminden yaklaşık 4 yıl 8 ay sonra ve keşif tarihi itibariyle aracın yaklaşık 120.000 Km&#8217;de iken açıldığı, aracın butarihe kadar hangi koşullarda ve nasıl kullanıldığının bilinmediği, dolayısıyla satın alınıp iyice eskitilen bir aracın gizli ayıplı olduğundan dolayı iadesi ile bedelin tahsiline karar verilmesi taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesini bozar nitelikte olup TMK 2. maddesinde açıklanan iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle mahkemece yukarıda belirtilen TKHK 4/2 maddeside göz önüne alınarak ayıp oranında bedel indirimi ve ücretsiz onarım isteme hakkının da değerlendirilmesi gerekir Mahkemece bu seçenekler üzerinde durulmadan yazılı şekilde aracın değiştirilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong>Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine,2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.052,00 TL. temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 20.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.gulhukuk.net/iletisim-avukat-gizem-gul/"><em>Gül Hukuk Bürosu</em></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar-Sınav sorusunun iptali</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/sinav-sorusunun-iptali-gumruk/</link>
					<comments>https://www.gulhukuk.net/sinav-sorusunun-iptali-gumruk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2017 11:14:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[gümrük]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[müşavirliği]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınav sorusunun iptali]]></category>
		<category><![CDATA[soru iptali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gulhukuk.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[Danıştay 15. Daire Başkanlığı 2017/1171 E.- 2017/3776 K.T. 08/05/2017 MAHKEME: İdare Mahkemesi KONU: Sınav sorusunun iptali ne ilişkin ÖZET: Davacı tarafından, 25/12/2016 tarihinde yapılan Gümrük Müşavirliği ve Gümrük Müşavir Yardımcılığı Sınavından 59,494 puanla başarısız sayılmasına ilişkin işlemin; sınavın değerlendirmesinin hatalı olduğu, iptal edilen 1 sorunun Danıştay&#8217;ın yerleşik içtihatları doğrultusunda doğru kabul edilerek puanının buna göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="pl-709" class="panel-layout">
<div id="pg-709-0" class="panel-grid panel-no-style">
<div id="pgc-709-0-0" class="panel-grid-cell" data-weight="1">
<div id="panel-709-0-0-0" class="so-panel widget widget_sow-editor panel-first-child panel-last-child" data-index="0" data-style="{&quot;background&quot;:&quot;#f4ebf2&quot;,&quot;background_display&quot;:&quot;tile&quot;}">
<div class="panel-widget-style panel-widget-style-for-709-0-0-0">
<div class="so-widget-sow-editor so-widget-sow-editor-base">
<h3 class="widget-title"><a style="font-size: calc(0.73em + (0.1045 * ((100vw - 20em) / 40)));" href="http://www.danistay.gov.tr/">Danıştay</a><span style="font-size: calc(0.73em + (0.1045 * ((100vw - 20em) / 40)));"> 15. Daire Başkanlığı</span></h3>
<div class="siteorigin-widget-tinymce textwidget">
<p>2017/1171 E.- 2017/3776 K.T. 08/05/2017<br />
MAHKEME: İdare Mahkemesi</p>
<p>KONU: <strong>Sınav sorusunun iptali</strong> ne ilişkin</p>
<p>ÖZET: Davacı tarafından, 25/12/2016 tarihinde yapılan Gümrük Müşavirliği ve Gümrük Müşavir Yardımcılığı Sınavından 59,494 puanla başarısız sayılmasına ilişkin işlemin; sınavın değerlendirmesinin hatalı olduğu, iptal edilen 1 sorunun Danıştay&#8217;ın yerleşik içtihatları doğrultusunda doğru kabul edilerek puanının buna göre hesaplanması gerektiği iddia edilerek <strong>iptali</strong> istemiyle açılan dava sonucunda, Ankara 13. İdare Mahkemesi&#8217;nce; hatalı bulunarak iptal edilen sorunun sınava katılan tüm adaylar yönünden olumlu veya olumsuz herhangi bir etki oluşturmayacak şekilde ve taraflarca önceden kabul edilerek yapılan <strong>sınav</strong> kuralları (protokol) uyarınca değerlendirme dışı bırakılarak 79 soru üzerinden puan hesabı yapıldığı anlaşıldığından, davacının 59,494 puan alarak başarısız sayılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararın, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>
<p>KARAR: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu&#8217;nun &#8220;Kararın Bozulması&#8221; başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın;</p>
<p>a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,</p>
<p>b) Hukuka aykırı karar verilmesi,</p>
<p>c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>
<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, Ankara 13. İdare Mahkemesi&#8217;nin 16/02/2017 tarih ve E:2017/285, K:2017/406 sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu&#8217;nun 20/B-h bendi uyarınca KESİN olarak 15/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulhukuk.net/sinav-sorusunun-iptali-gumruk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlar-Aldatan eşin sevgilisinin resmi nikahlı eşe tazminat ödemesi</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/aldatan-es-nikahli-ese-manevi-tazminat/</link>
					<comments>https://www.gulhukuk.net/aldatan-es-nikahli-ese-manevi-tazminat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 09:40:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aldatan eş]]></category>
		<category><![CDATA[aldatılan eş]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik dışı]]></category>
		<category><![CDATA[manevi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[nikahlı eş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gulhukuk.net/?p=656</guid>

					<description><![CDATA[T.C. YARGITAY Manevi tazminat Hukuk Genel Kurulu E: 2010/4-129 K: 2010/173 T: 24.3.2010 ALDATAN EŞİN SEVGİLİSİNİN RESMİ NİKAHLI EŞE MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMESİ • MANEVİ TAZMİNAT • HAKSIZ FİİL • EVLİ OLDUĞU BİLİNEN KİŞİYLE DUYGUSAL VE CİNSEL İLİŞKİYE GİRMEK • SOSYAL KİŞİLİK DEĞERLERİNE SALDIRI ÖZET : Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="pl-656" class="panel-layout">
<div id="pg-656-0" class="panel-grid panel-no-style">
<div id="pgc-656-0-0" class="panel-grid-cell" data-weight="1">
<div id="panel-656-0-0-0" class="so-panel widget widget_sow-editor panel-first-child panel-last-child" data-index="0" data-style="{&quot;background&quot;:&quot;#f4ebf2&quot;,&quot;background_image_attachment&quot;:false,&quot;background_display&quot;:&quot;tile&quot;}">
<div class="panel-widget-style panel-widget-style-for-656-0-0-0">
<div class="so-widget-sow-editor so-widget-sow-editor-base">
<h3><a style="font-size: calc(0.73em + (0.1045 * ((100vw - 20em) / 40)));" href="http://www.yargitay.gov.tr/">T.C. YARGITAY</a></h3>
<div class="siteorigin-widget-tinymce textwidget">
<p><span style="color: #ffffff;">Manevi tazminat</span></p>
<p>Hukuk Genel Kurulu</p>
<p>E: 2010/4-129 K: 2010/173 T: 24.3.2010</p>
<ul>
<li><em><strong>ALDATAN EŞİN SEVGİLİSİNİN RESMİ NİKAHLI EŞE MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMESİ</strong></em> • <em><strong>MANEVİ TAZMİNAT</strong> </em>• HAKSIZ FİİL • EVLİ OLDUĞU BİLİNEN KİŞİYLE <em><strong>DUYGUSAL VE CİNSEL İLİŞKİYE GİRMEK</strong></em> • SOSYAL KİŞİLİK DEĞERLERİNE SALDIRI</li>
</ul>
<p>ÖZET : <strong>Dava</strong>, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı <strong>manevi tazminat</strong> istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulünde olan davalının, bu eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve hukuki sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>
<p>Evli bir kimsenin <strong>evlilik dışı birlikteliği</strong>, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.</p>
<p>[818 s. Kanun m. 47]</p>
<p>Davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen &#8220;haksız fiil&#8221;den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır. Sorumlulardan birisi olan davacının eşinin vefat etmesi, teselsül ilişkinde bulunan davalının sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir olgu olarak kabul edilemez ve davalının haksız eyleminin varlığını ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Mahkemece davalının açıklanan sekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek, bundan kaynaklanan zararın kapsamı belirlenmeli ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir.</p>
<p><strong>DAVA</strong> : Taraflar arasındaki &#8220;<strong>manevi tazminat</strong>&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.04.2008 gün ve 2006/386 E.-2008/161 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 09.04.2009 gün ve 2009/10692 E.-5303 K. sayılı ilamı ile; ( &#8230; Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat isteminde ilişkindir.</p>
<p>Davacı, davalının kendisi ile <strong>evli olduğunu bildiği halde</strong> eşi ile gönül ilişkisine girdiğini, davalının bu eyleminin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek manevi tazminat istemiştir.</p>
<p>Davalı ise, davacının eşinden hamile kaldığını, bu ilişkiyi bilen davacının bu durumu kabullendiğini davacının ileri sürdüğü zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunmadığını ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>
<p>Yerel mahkemece, davacının eşi ile davalının duygusal ve fiziksel ilişkiye girdikleri; ancak, davacının manevi zarara uğramasının davalının eylemi ile bir ilgisinin olmadığı, bir zarar var ise bu zararın evlilik birliğine aykırı davranan davacının eşi tarafından gerçekleştiği gerekçesiyle dava reddedilmiş; karar davacı tarafından temyiz olunmuştur.</p>
<p>Davalının davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Sorun bu durumun davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve saldırı oluşturuyorsa bundan davalının sorumlu olup olmayacağı konularında toplanmaktadır.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 185.maddesinde yer alan &#8220;evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur&#8230; Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.&#8221; biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin <strong>evlilik dışı</strong> birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.</p>
<p>Somut olayda davalı, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğine göre Borçlar Kanunu&#8217;nun 49. maddesi gereğince <strong>manevi tazminatla</strong> sorumlu tutulmalıdır. Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir&#8230; ), Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>Hukuk Genel Kurulu&#8217;nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği</p>
<p>görüşüldü:</p>
<p>KARAR : <strong>Dava</strong>, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan <strong>manevi tazminat</strong> istemine ilişkindir.</p>
<p>Davacı, davalının kendisinin eşiyle, onun evli olduğunu bildiği halde, duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle gerçekleşen haksız eylemi ile kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla eldeki davayı açmıştır.</p>
<p>Davalı, davacının eşiyle duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişkiden bir de çocuğunun olduğunu kabul etmekle birlikte; bu hususu davacının bilmesine karşın ses çıkarmadığını, tazminat isteme koşullarının olmadığını, davanın reddini savunmuştur.</p>
<p>Mahkemece, dava reddedilmiş; özel dairenin yukarıda başlık bölümüne aynen alınan ilamıyla kararın bozulması üzerine de önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulünde olan davalının, bu eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve hukuki sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>
<p>Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, hukukumuzda yer alan sorumluluk kaynaklarının ve buna bağlı olarak da taraflar arasındaki hukuki bağın niteliğinin irdelenmesinde yarar vardır.</p>
<p>818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nda, &#8220;Borçların Teşekkülü&#8221; başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar ( md.1-40 ) ile haksız fiilden doğan borçlar (</p>
<p>md.41-60 ) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak, haksız ( sebepsiz ) İktisaba ( md.61-66 ) yer verilmiştir.</p>
<p>Bunların dışında, ne hukuki bir işlemde açıklanan bir iradeye, ne dehukuka aykırı bir eyleme dayanmayan; kanundan doğan borçlar bulunmaktadır.</p>
<p>Özetle, hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz iktisap ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Sözleşme, tek taraflı hukuki işlemden farklı olarak, en az iki irade beyanını içerir, bu irade beyanlarının birbirine uygun ve karşılıklı olması gerekir.</p>
<p>Borçlar Kanunu&#8217;nda, sorumluluğun diğer bir genel kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.</p>
<p>Kanundan doğan borçlarda da, borç kaynağını kanundan almakta ve sorumluluk buna göre belirlenmektedir.</p>
<p>Borçlar Kanunu&#8217;nda sorumluluk nedenleri arasında düzenlenen haksız fiil ise hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir.</p>
<p>Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur. Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalı; bu fiili işleyenin kusurlu olmalı; kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile, hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.</p>
<p>Eldeki dava, açıklanan bu sorumluluk kaynaklarından haksız eyleme dayalıdır.</p>
<p>818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 41.maddesinde &#8220;Mesuliyet Şartı&#8221; başlığı altında; &#8220;Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.</p>
<p>Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.&#8221;</p>
<p>Hükmü yer almakta;</p>
<p>Aynı Kanunun &#8220;Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması&#8221; başlıklı 49.maddesinde ise; &#8220;Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.</p>
<p>Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.</p>
<p>Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.&#8221;</p>
<p>Düzenlemesine yer verilmektedir.</p>
<p>Yine aynı Kanunun &#8220;Müteselsil Mesuliyet&#8221;e ilişkin hükümlerinden, &#8220;Haksız Fiil Halinde&#8221; başlıklı 50.maddesinde de:</p>
<p>&#8220;Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer&#8217;an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şümulünün derecesini tayin eyler.</p>
<p>Yataklık eden kimse, vaki olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.&#8221;</p>
<p>Şeklinde düzenleme bulunmaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 185.maddesinde; &#8220;&#8230;evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur&#8230; Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.&#8221;</p>
<p>Denilmektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere, haksız eylem nedeniyle sorumluluk hallerinden birisi ahlaka aykırı; bir fiil ile bilerek başka bir kimsenin zarara uğramasına neden olmaktır.</p>
<p>Yine, müteselsil sorumluluğa ilişkin düzenlemeler ile haksız eylemi birlikte gerçekleştirenler birbirinden ayırt edilmeksizin, zarar görene karşı müteselsilen sorumlu olurlar.</p>
<p>Öte yandan, evlilik birliğinde eşlerin zorunlulukları yasal düzenleme altına alınmış ve sadakat borcu da bunlar arasında sayılmıştır.</p>
<p>Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler ışığında somut olay irdelendiğinde:</p>
<p>Davacı, eşiyle 1990 yılında aşk evliliği yaptıklarını ve uzun süre hiçbir sorun yaşamadan evlilik birliğini sürdürdüklerini, 15 yıl mutlulukla süren evliliğinin eşinin interrette sohbet yoluyla; davalı ile tanışıp, onunla ilişkiye girmesinin ardından sarsıldığını, eşi ile ilişkiye giren davalının bunu evli olduğunu bilerek gerçekleştirdiğini, çocuklarının olmamasını da fırsat bilerek eşini ondan çocuk sahibi olduğuna inandırdığını, bu yolla evinden koparıp kendisiyle yaşamasını sağladığını,ancak eşinin davalı ile birlikteliği sırasında çok çalkantılı bir dönem yaşayıp sonuçta bu yükü kaldıramayarak intihar ettiğini, kendisinin tüm bu olaylar nedeniyle derin sarsıntıya ve ruhsal çöküntüye uğradığını, eşini gerçekten çok sevdiğini ve bu şekilde önce ayrılık ardından ölüm acısı yaşamayı kaldıramadığını, tüm bunların sebebinin ahlaka aykırı davranışı nedeniyle davalı olduğunu, davalının eylemenin kişilik haklarına, manevi varlığına ve aile bütünlüğüne ağır saldırı teşkil ettiğini, ifadeyle eldeki davayı açarak;</p>
<p>Davalının, davacının eşiyle evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği, ondan çocuk sahibi olduğu yönünde açık kabulü bulunmakta; savunma olarak, davacının da bildiği bu davranışının onun kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğini getirmektedir.</p>
<p>Hemen belirtmekte yarar vardır ki, gerek Anayasamızda, gerek Medeni Kanunu&#8217;muzda aile toplumun temeli olarak kabul edilmiş ve aileyi koruyan hükümlere yer verilmiştir. Aile sadece mensubu olan kişiler için değil toplum için de önemlidir ve hem yazılı hukuk düzenimizde hem de örf ve adet hukukumuzda özel bir yere sahiptir. Bu nedenledir ki, ailenin korunmasına yönelik düzenlemeler sadece aileyi değil, tüm toplumu ilgilendirmektedir. Aile mensuplarının birbirlerine karşı yükümlülüklerinin ihlali çoğu zaman toplum düzenini de etkilemekte, yasalar nezdinde koruma önlemlerinin alınması yoluna gidilmektedir.</p>
<p>Böylesi öneme sahip aile kurumuna mensup erkekle, evli olduğunu bilerek kurulan duygusal ve cinsel ilişkinin, hatta ondan çocuk sahibi olmanın aile kurumuna ve onun mensubu olan kişilere vereceği zarar kaçınılmazdır ve davalının bunu öngörmemiş olması düşünülemez.</p>
<p>Bu nedenledir ki, evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ve aile kurumu bu yolla da koruma altına alınmak istenmiştir. Bu tür eylemlerin, daha sonraki yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmış olması, bu eylemin ahlaka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını da ortadan kaldırmayacaktır. Zira, bir eylemin ceza kanununa göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin düzenlenmemiş olması, borçlar hukuku hükümlerine göre ahlaka ya da hukuka aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.</p>
<p>Diğer taraftan, eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayrıresmi ilişkiye girmek ve ondan çocuk sahibi olmak suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir.</p>
<p>Eş söyleyişle, esasen dava dışı eşin, evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte; onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla ilişkiye giren davalı kadının da dava dışı kocanın sadakatsizlik eylemine katıldığında ve her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır.</p>
<p>O halde olayda, Borçlar Kanunu&#8217;nun 50. maddesinde düzenlenen birden fazla şahsın; müşterek kusurlarıyla bir zarara yol açmaları, diğer bir deyimle, tam teselsül hali mevcut olup, davalı doğan zarardan, davacının eşi ile birlikte müteselsilen sorumludur.</p>
<p>Müteselsilen sorumluluğun bulunduğu durumda da davacı, alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi bunlardan biri veya birkaçından da isteyebilir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 12.11.2003 gün ve 2003/9-685 E.-690 K. sayılı Kararı ). Bunlardan birisinin ölmüş olması diğerini sorumluluktan kurtarmaz. Zarar gören dilerse davasını bu kişiye yöneltebilir.</p>
<p>Şu durumda; sorumlulardan birisi olan davacının eşinin vefat etmesi, teselsül ilişkinde bulunan davalının sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir olgu olarak kabul edilemez ve davalının haksız eyleminin varlığını ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Böylece, evli bir kimsenin <strong>evlilik dışı</strong> birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.</p>
<p>Sonuç itibariyle, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen &#8220;haksız fiil&#8221;den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır.</p>
<p>Hal böyle olunca, mahkemece davalının açıklanan sekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek, bundan kaynaklanan zararın kapsamı belirlenmeli ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir.</p>
<p>Yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve maddi olguya ilişkin açıklamalar ve aynı hususlara işaret eden Özel Daire kararı dikkate alınmadan, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.&#8217;nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.03.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p>
<p><a href="http://gulhukuk.net/yayinlar/">Diğer yazılarımız için yayınlarımızı takip edebilirsiniz</a></p>
<p><a href="https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-avukat-gizem-gul-iletisim/">Gül Hukuk Bürosu</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulhukuk.net/aldatan-es-nikahli-ese-manevi-tazminat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Welcome to Gul Law Firm website !</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/gul-law-firm-welcome/</link>
					<comments>https://www.gulhukuk.net/gul-law-firm-welcome/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 14:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa kayan yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gulhukuk.net/?p=1048</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulhukuk.net/gul-law-firm-welcome/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gül Hukuk Bürosu web sitemize hoş geldiniz !</title>
		<link>https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-hosgeldiniz/</link>
					<comments>https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-hosgeldiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seckin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 14:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa kayan yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gulhukuk.net/?p=185</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulhukuk.net/gul-hukuk-burosu-hosgeldiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
